ve eve gittiğimde mutfak tertemizdi. bulaşıklar yerleştirilmiş, makine çalıştırılmış. insafa geldi köpek!
. . . . hayat güzeldir
Salı, Haziran 02, 2026
Pazartesi, Haziran 01, 2026
eylül pisliği
bunun bir tatil sonrası yazısı olması gerekiyordu ama cinnet yazısı oldu. sekiz günlük mükemmel tatilimize düşen gölge neydi? neydi beni gece gece bu kadar çıldırtan şey. az sonra..
12:00 de evdeydik. zile bastık, kapı açıldı. göz yanması, kesif bir idrar kokusu, içerisi sanki sisli! bizimki durumdan bihaber sırıtıyor karşımızda. hemen yatak odasına yöneldik. yatakta kaka ve çiş, kedi tuvaletinden çizgi filmlerdeki gibi duman çıkıyor. içi tamamen ıslak ve kakalı. sorsan sadece dün temizlememiş. boğazına sarılmamak için kendimi çok zor tuttum. ama çok bağırdım. gece gece.
oradan mutfağa! aman allahım tezgah hınca hınç dolu. bir de demen mi ben çok topladım biraz da siz toplayın.
isterdim ki biraz vicdanı olsun ve desin ki annem gelince güzel görsün, mutlu olsun. utanma duygusu yok! vicdan sıfır! artık yetkin olmuştur derken ters köşe olduk iyi mi!
söyleyeceklerim bu kadar hakim bey!
Perşembe, Mayıs 07, 2026
hikayenin ta kendisi 2
az önce bitirdim diziyi, masumiyet müzesi. yıllar önce okumuş ve sonrasında da müzeyi ziyaret etmiş biri olarak diziyi duyduğumda demediğimi bırakmamıştım doğrusu. öyle bir kitap nasıl dizi olurdu. böyle manyakça bir aşk nasıl anlatılırdı? münkün değil dedim ya batıracaklar..
ama o zaman nasıl etkilendiysem müze ve kitaptan, diziden de o kadar etkilendim. dönemi çok iyi anlatmış, kostümler, saçlar, makyaj her sey şahane. devrin zenginlerinin yaşamıyla sıradan insanlar arasındaki koca uçurum, müzikler. ama hepsi bir yana kemal bir yana. ey selahattin paşalı; sen nasıl bir adamsın da ben her bakışında, her gülüşünde aşkını gördüm, acını hissettim, hüznünü yaşadım, zevki tattım. bana göre son yılların en iyisi. sadece onu izlemek için bile seyredilir doğrusu.
ve işte yıllar önceki paylaşımım;
nereden başlasam. çok mutlu ve şaşkınım. aylar önce okuduğum masumiyet müzesi ete kemiğe büründü geçen hafta. ve ben bugün oradaydım, az önce. yoğunken yazmalı duyguları, küllenmeden.
tek kelime"büyülendim". ve anlamaya çalışıyorum bu nasıl bir adam, nasıl bir zihin, nasıl bir hayalgücü ya da öyle birşey işte. akıllı işi olmadığı kesin.
önce hikayeden bahsetmeli aslında. kemal'in füsun'a aşkı -ki akla gelebilecek en bağımlı en saplantılı aşk- anlatılıyor.birleşemedikleri süre içinde kemal'in onunla ilgili biriktirdiği tuzluktan küpeye, gazoz kapağından izmarite, kaşıktan saate akla gelebilecek herşey, yanında olabilmek için yaptığı türlü şey, ona sadece ona adadığı bir hayat var romanda. iyi güzel, okurken de bu adam çılgın mı diyorsun ama müze bambaşka şeyler düşündürüyor insana. romanı okurken hayretler içinde kaldığım detaylar müzede küçük dilimi yutturacak cinsten. adam romanı kurgularken bu müzeyi kuracağını da tasarlamış kafasında, ona göre çalışmış, biriktirmiş neredeyse 20 yılda. biletler, ehliyetler, gazete kupürleri, rakı kadehleri, füsun'un üsym (o zamanların ösym'si) sonuç kağıdı, ayh akla gelemeyecek onca şey kitaptaki bölüm sırasına göre yerleştirilmiş. vitrinlerin ardında sesler geliyor, dikiş makinesinin, lavabodaki musluktan akan suyun..girişteki izmaritleri görmek tüm bu yorumları yapmak için kafi zaten. 4213 tane izmarit, ruj lekeli, her birinin tarihi damgalanmış ve altında el yazısı o ana ait bir not. en üst katta da kemal'in yaşamının son yıllarını geçirdiği yatak odası ve orhan pamuk'un kitabı yazarkenki el yazması müsveddeleri, onların üzerinde tuttuğu notlar, karaladığı kısımlar. merdiven boşluğundan görülen,çok etkilendiğim bir çizim var zeminde, tam ortada.işte aşağıda;
yukarıyı okuduğumda içimdekilerin onda birini bile yazamadığımı farkettim. bu, olmasını istediğim ama maalesef bana bahşedilmemiş bir meziyet. gidip görün derim, ama önce okuyun. çukurcuma'da, yürürken bayıldığım bir sokakta, hikayesi olan evlerin arasında, hikayenin ta kendisi.
dönüşte köşede hisko'ya uğramayı unutma! ev yemekleri yapan, hikayesi olan küçük bir lokanta. içimdekileri anlayabilen bir dostla dolu dolu bir öğle arası. bugünü unutmayacağım, dilimde bıraktığı tadı, zihnimdeki şaşkınlığı, yüreğimdeki heyecanı..
Çarşamba, Mart 16, 2022
film müzikleri, vol.1
cahitim berkayım,
seni dinlerken şimdi ada vapuruna koşarak yetiştim. kenarda az kişinin olduğu yeri gözüme kestirdim. hareket etti şimdi vapur, ağır ağır . hava parlak, gökyüzü ve deniz birbirine karışmış. hızlandık işte, köpükler coştu, saçlarım her yerimde, ellemiyorum hiç. hah, martılar da geldi işte, simit var ellerde kaçar mı? elimde mavi sony teybim, tabi ki içinde sen.. 20'li yaşlarındaki ben işte, biliyorsun, duygularım hep maksimumda. acıyı da sevinci de dibine kadar.. mutluluk içimden taşıyor, çevremdekilere bulaşıyor, onlarınki de bana. ada yolcuları mutludur hep bence, giderken de dönerken de. seni paylaşıyorum vapurla zira "yarin gül yanağından gayrı her şey paylaşılır dünyada". güneş de rüzgar da bırakmıyor hiç peşimi. bir sigara yakıyorum manzaraya, onu da rüzgarla paylaşıyorum :) üzerimde mavi gömleğim. deniz, gökyüzü ve gömleğim birbirine karışmış. dönerken çok yorgun olacağım biliyorum, bacaklarım pedal çevirmekten bitmiş, yanaklarım güneşten cayır cayır yanmış olacak, suratım attığım kahkahalardan memnun. çok yorgun ama çok mutlu döneceğim biliyorum. elimde mavi teybim içinde sen
Pazartesi, Haziran 29, 2020
ilk kitap; sineklerin tanrısı
william golding
adadaki çocukların yaş gruplarından başlayalım, 6-13 arası. yani kafalarının en karışık olduğu zamanlar çocukların. en büyükleri ralph ve jack 13 yaşlarında. peşlerinden gelen tayfa 6-8 civarı, cahil kitleleri simgeliyor. yönlendirilmeye açık, kolay ikna edilen. üzerlerindeki askeri ve dini kıyafetler de dini ve askeri değerlerin cahillerin üzerine kolayca tesir ettiğini gösteriyor.
Gösteri 1974’te Napoli’de gerçekleşmişti. Abramović, önünde 72 nesnenin bulunduğu bir masada ayakta duruyor ve seyircisinden masaya koyduğu nesnelerden herhangi birini onun üzerinde denemelerini istiyordu. Masadaki objeler arasında gül, tüy, parfüm, bal, ekmek, üzüm, şarap, makas, neşter, çiviler, metal çubuk ve mermi yüklü bir silah vardı. Performans, altı saatin sonunda tam anlamıyla kan ve ter içinde sonlandı. Abramović’in daha sonra açıkladığı gibi: “Öğrendiğim şey şuydu… eğer kendinizi izleyiciye bırakırsanız sizi öldürebilirler.”
Perşembe, Haziran 04, 2020
atölye kendim
işin ilginç tarafı atölyeyi düzenleyen cafe yedinci oda. çok tanıdık geldi ismi, sonra aklıma geldi; birkaç yıl evvel bloğunu okumuştum uzun uzun, önceki kayıtlara baka baka. tesadüfün iğne deliği işte. 12 haziranda başlayacak ve 2 haftada bir, seçilen kitaplardan biri hakkında derin derin konuşacak hakan akdoğan. ilk kitap 'sineklerin tanrısı'
belki izlenimlerimi de yazarım ha ne dersin blog?
Pazartesi, Mart 18, 2019
kesme
Çarşamba, Kasım 14, 2018
Perşembe, Mayıs 24, 2018
çok yandı canı, öyle içli ağladı ki.. ciğerim delindi halini görünce, sarılıp içime sokmak ve herşeyi unutturmak istedim.. ağzı gülse de birşeylere, gözleri gülmedi hiç.. başka şey konuşurken bile aklında hep aynı mevzu..böyle birşey nasıl olabilir, kabul edemedi.. ya yarın ne olacaktı, ona nasıl bakacaklardı..
yahu altı üstü son sınavda okul birincisi olamadı, ama sorsan dünyanın sonu. e tabi henüz aşk acısı yaşamadı..
Pazartesi, Mayıs 21, 2018
görmemişin kızı olmuş..
ama nasıl anlatmayayım. kim cumartesi sabahı kalkıp da müzeye gidelim mi anne bugün, sakıp sabancı'da ne var acaba bakalım mı der ya, hadi söyle kim der! manyak ve de çatlak olan benim kuzim der. peki dedim, gel arkeoloji müzesine gidelim. ve sabahın dokuzunda yollara düştük. gülhane'nin alt tarafına park ettik arabayı -ki iyi ki öyle yapmışız- huzurun içinde başladı gezimiz. kuş sesleri içinde yürüdük, o nasıl güzel bir hava. şehrin içinde cennet ve en önemlisi kimsecikler yok. misss gibi müzemize geldik. ve saatlerce gezdik. hem de ne mutlulukla. bu yıl sosyalde gördükleri konularla birleşince daha da sevdi. her birini tek tek inceledi. kadeş antlaşmasını görünce tipi görmek lazımdı. hammurabi yasası, çarpım tablosu hepsine hayran olduk. neredeyse 20 sene olmuş ben gideli dile kolay hiçbirşeyi hatırlamıyormuşum.
tabi ki müzede neler gördüğümüzü bir bir anlatacak değilim, gidip gezin işiniz ne! az miktarda foto çektik, bakıp okumaktan aklımıza gelmedi doğrusu öyle dolu dolu müze. ve müzenin bahçesi de çok çok güzeldi söylemek isterim.
ahhahhh, işte burada çok güldüm. her gördüğü rölyefte erkek uzanmış rahatına bakıyor, ona hizmet edenler etrafında, kolunun altında ya da yamacında bir hatun olunca dayanamadı bizimki "oh ya, hayat erkeklere güzel, bu ne böyle"
burada da tırnak detayının bile olması kendisini çok şaşırttı, belgelemek istedim.
oradan istiklal'e çevirdik rotamızı. önce fıccın, ardından mandabatmaz ve oradan da..
ve tabi ki pasajlar gezildi ve harry potter tişörtüyle kapanış yapıldı.






















