Cuma, Ekim 26, 2007

zuzumuz






babasının güzeliii...
resimlerle idare edin şimdilik...



Çarşamba, Ekim 17, 2007

yolculuğun sonu...hoşgeldin zuzum






9 aylık uzun yolculuğunun sonuna geldin nihayet boncuğum. bunu sana doğduğun anda yazmayı çok isterdim ama mümkün olmadı. buna bile ancak zaman ayırabildim, umarım sonunu getirebilirim.


herşey şöyle başladı; 1 ekim günü doktor randevumuza gittik babanla. 9,30'da olan randevumuza biraz erken varmıştık ve doktor bizi erken aldı muayeneye. herşey yolundaydı. 11 ekime kadar gelmezse dedi doktor o gün 8:45'te burada olun, bebeğin kalp atışlarını kontrol edicez. bu arada bağırsaklarım acayip bozuk, sürekli tuvaletteyim. doğum başlamadan evvel bazı vücutlar hazırlık olarak bağırsakları boşaltmak üzere böyle bir girişimde bulunurlarmış. ben bağırsaklarım bozulunca bugün yarın gelirsin diye düşünüyordum yani. herneyse, 2950 gr dedi doktor senin kilonu ve eve yolladı bizi. ben direk teyzenlere çıktım, daha çok erkendi çünkü. biraz oturduk, bağırsak antiseptiği içtim. sonra durduğum yerde altıma kaçırdım. teyzene söyledim, gülmekten ölüyoruz, benle dalga geçti hatta. bu kaçırma hastanede tuvalette de olmuştu ama ishalden anlayamamıştım. ben aşağı inip üzerimi değiştireyim dedim, gülerek indim. tuvalete gittim ve altıma kaçırmadığımı farkettim. suyum geliyordu, istemsizce. hemen doktorumu aradım ve gel bakalım dedi. pi'yi arayıp babam hazırlansın, galiba başladı dedim. bu sırada feyzi salonda uyuyordu. suyu duyunca dikildi, noluyo ne suyu diyerek. çok hoştu herşey, yukarıdan ayak sesleri geliyor acele acele giyiniyorlar, bir koşuşturmaca. sakin olan tek kişi benim. kendimi bir süredir çok iyi konsantre etmiştim doğrusu. başladığında soğukkanlı olucam, sıkılmıycam, sakin bir şekilde bekliycem diye. çünkü panik yaparsam sancılara hiç dayanamayacağımı düşünüyordum. doğru da düşünmüşüm. hemen eşyaları aldık, arabaya indik, annem ve babamla. sessiz bir yolculuktu. herkes endişeli. babacım o kadar gergin olmasına rağmen belli etmemeye çalışıyor, ellerimi tutup öpüyor, kaymak kızım mdiye seviyor. annemse her zamanki gibi duygularını belli etmekten hiç kaçınmıyor, gerginliği her halinden belli, ne dense ters anlıyor. biz gidene kadar emre hemen hastanede olmuştu. o kadar heyecanlıydı ki zavallım. düşündükçe bile suratımda gülücükler oluşuyor. suratı al al. doğumhanenin kapısında bekledik önce, herkes kurbanlık koyun gibi. ebe beni içeri aldı ve muayane etti. biraz açılma vardı. yukarı odaya çıktık. ameliyat kıyafetimi giydirdiler. serum takıldı. ve sancılarım başladı. hastaneye geldiğimizde saat 11'e çeyrek vardı. bu arada eve giderken kad teyzen aramıştı, eve dönüyoruz herşey yolunda demiştim. hastaneye geri dönerken de kartal teyzen aradı ona doğuma gidiyorum diyince herkes şok tabi. ciciannen de tesadüfen bana mesaj atmıştı, onun da öyle haberi oldu. sancılarım artmaya başlamıştı. sırtüstü yattığım için daha da baskı hissediyordum ve çok rahatsızdı. bu sırada NST senin kalp atışlarını dinlemek için karnıma takılıydı ve acayip y ükses bir sesle kalp atışını duyuyorduk. sancım bir gelip bir gidiyordu. annem telefonda soranlara ağrısı var sancısı başlamadı diyordu, sinirimden ölüyordum. sancı başlamıştı çoktan, kadın bana inanmıyordu. 20 saniye sancım sürüyordu, bir o kadar da geçiyordu. annem ben kıvrandıkça ağlıyordu, ben de annem diye kıvranıyordum. annelik böyle birşey işte. neyse benim sancım geldikçe yanımdakiler azalmaya başladı, demek o kadar kötü görünüyordum ki. emrenin ellerini çok sıktığımı biliyorum, bu sırada da ağzımda oksijen maskesi. bir ara baktım ne banu kalmış odada ne emre. az sonra annem de yoktu. doktorum geldi ve muayene edip, hadi hadi, doğum başlamış çabuk aşağıya dedi. o da şaşırmıştı. tekerlekli sandalyeye bindim ve asansöre bindik, emre de yanımda, ellerimi tutuyor. doğumhaneye girerken aşkımın bakışını hiç unutmam, elini öptüm canımın öyle girdim. içerisi bir acayip tabi. insan tırsıyor. ama kurtulmak için katlanılıyor. doktor ve ebe beni yüreklendirmek için birçok şey söylediler. ilk ıkınmamda gelemedin annecim, ikincide geldiğini hissettim ve bir de baktım ki kocaman ağızlı bir kız bağırıyor ciyak ciyak. kucağıma getirdi hemşire seni. bir yabancı vardı kucağımda, tırnakları kanlı, gözümün önünde.doktor; - çok başarılıydın tebrik ederim, çok kolay doğurdun dedi, ebe oradan benim sayemde gibi birşey söyledi, doktor da; - hiç alakası yok, hasta çok başarılıydı diyerek ebeyi bozdu. dikişin de yok aferin dediğini hatırlıyorum. sonra küçük dilişler attı. 3 tane. sonrasını hatırlamıyorum çünkü uyumuşum. odaya geldiğimde herkes beni bekliyordu, sen de. yatağıma götürüp yatırdılar ve kucağıma seni verdiler. seni emzirdim. hala da emziriyorummm:)) canımın içi o görüntülerin hepsini izleyeceksin inşallah. çok tatlı bir boncuksun sen. bizim boncuk kızımız, zuzumuz. beni üzmedin hiç, 2 saatte doğdun. 1 ekim pazartesi, saat 12:45. doktor ertesi gün bile helal olsun, ne çabuk doğurdun diyordu. hep şükrettim, çok güzel bir kızım olduğu için, çok kolay doğduğun için. baban ve ben sana bayılıyoruz, ve evdeki herkes. çok boncuk bir kızsın annecim, çok tatlısın. benim güzel kokulumsun...

Cuma, Eylül 14, 2007

2500 gr



eveet, sanırım uzun bir süre yazamayacağım. pazartesi bilgisayarı teslim ediyorum ve evdekinden de pek ümidim yok. izne ayrıldığım süre zarfında bol bol hazırlık yaptım. kızımın cicilerini yıkadım, ütüledim, özenle yerleştirdim. meğer ne kadar çok kıyafeti varmış. odasını düzenledik. hastane valizimi hazırladık. bu sırada gecelik ve pijama bulmak için bayağı uğraştık. huyum kurusun, beğenmediğim şeyi alamıyorum, gezip duruyorum. ama sonunda buldum, içime sinerek de aldım. kocaman bir valiz oldu. tadeşimi üst katıma yerleştirdik. en güzeli de buydu. şimdi komşuculuk oynuyoruz. artık kızımızın hiçbir eksiği kalmadı, tek eksik kendisi. bezi bile vaaarrr.bu arada gecelerim geçmek bilmiyor, deliksiz uyku hayal oldu. dün gece en az 10 kez tuvalete kalktım. kızım ilk oyuncağıyla doya doya oynuyor, MESANEM. bir de mideme kadar çıkıyor sanki ve nefesim daralıyor. sabır...yat kalk uyku kalmıyor tabi, insan başlıyor düşünmeye, nasıl olacak bu doğum diye.

bugün doktora gittik, kızımız 2530 gr olmuş, ben de 77 kg. bu durumda 11 kilo almış bulunuyorum, hayırlı olsuuunn. kızımızın kilosunu çok merak ediyorduk, daha doğrusu çok kilo alır da normal doğum yapamam diye korkuyordum, kilosu normal çıktı. yine her zamanki gibi suratını çevirdi. burnu çok büyük geldi bize. kime çekmiş acabaa :))
doktorum bugün yine bana iyi geldi, doğrusu geceden beri çok gergindim, kafamda soru işaretleri vardı. 4 kiloya kadar rahat rahat doğurursun, bizler nasıl doğmuşuz, ben normal doğumu öneriyorum dedi. sen de çok hoş bir hanımsın ama kocan çok yakışıklıymış, dikkatli ol, kilolarını hemen ver dedi. muhabbet adam. herşey yolunda çok şükür. leğen kemiklerim yavaş yavaş açılacağı için biraz ağrım olabilirmiş, paytak yürüyebilirmişim.
vee gelelim resimlere; ilk resim kızımın çikolataları. ben hazırladımmm. yaaa. çikolata ve sepet süslemesi bana ait, güzel olmuş herkes kabul etsin. gelirseniz yersiniz :)) diğer resim de kızımın teyzelerinin aldığı cicileri. kad ve sü teyzeleri çoook tatlı bir elbiseyle, annemin bayıldığı pembe montunu almışlar. inşallah ağız tadıyla giyeriz.

Pazartesi, Eylül 10, 2007

ilgililerin isteği üzerine...



yazı yazmak zor geldi, şimdilik sadece resim. idare edin şekerler...

Pazartesi, Ağustos 27, 2007

gidiyoruz...

bugün son, biraz sonraa :)) bu kapıdan son kez çıkıp yineee kendimiii vuracağıımm yollaraa....
evet kuzum, bugün son günümüz burada. annenin araba kullanma yasağı bugün başlıyor ve araba olmadan gidiş geşil çok zor olacağı için bugün iznini başlatıyor. her ne kadar buradan hep şikayet de etsek, memnun olmasak da, yıllardır çalıştığım, alıştığım yer. yerden öte etrafımdakiler var, senelerdir birarada olduğum, acı tatlı bir sürü şeyi paylaştığım. çok zor gerçekten de. sabah arabada ağladım biraz. bütün yol boyunca düşündüm. hayatımda yeni bir sayfa açılıyor, hayatımızda. sanki buraya döndüğümde (tabi dönebilirsek) hiçbirşey eskisi gibi olmayacak, bu beni çok tedirgin ediyor. herşey bozulacak gibi. umarım hamilelik psikolojisidir. araya mesafe girince anlaşılır dostlukların sağlamlığı. öyle olduğuna eminim bizim dostluklarımızın, hiç şüphem yok. bakalım hayat neler yaşatacak bizlere.
bu akşam da göksular geliyor bebeğim, kuzenin. evimiz epey kalabalık olacak, sakın beni sıkma olur mu. sana neler neler alıcak annen bu haftadan sonra, bayılacaksın. bu haftayı hayırlısıyla atlatalım da.
bugün son...

Perşembe, Ağustos 23, 2007

içimden geldi

eski parçaları dinliyorum, alanis morisette, cranberries... içim bir tuhaf oldu. sen de hissettin bunu bence, hareketlerinden belli. ne tuhaftır ki benim içimdekini benden başka hisseden biri var. ode to my family. okul zamanlarım geldi aklıma; ali, seyit ve levent'le bahçede yatıp müzik dinlediğimiz günler gözümün önünde. mevsim bahar ve herkes kendini dışarı atmış. bahçe çok güzel. üzerimde salaş yeşil badylerimden var, palaspandırasım. sırtüstü yatmışız ve gökyüzünü izliyoruz. ne güzel günlerdi, çok mutluyduk birlikte, çok eğlenirdik. bu kaset bana hep çok güzel şeyler hatırlatır. geçmişe dönmek istiyorum dinlerken. okula giderken kulağımdaa walkman, ne huzurla giderdim. arkadaşlarımdan ayrıldığımda, yani okul bitip ünye'ye döndüğümde içim çok acımıştı. kalbimde onun acısını uzun süre hissettim. kaç yıllık yaşantım bitmişti, düzenim, alışkanlıklarım. kendime ait olan yaşantım. hele ortaklarımı göremeyecek olmak çok üzüyordu. ama insan herşeye alışıyor be güzelim. alışmazsa yaşayamaz zaten. alanis morisette çalıyor şimdi de. ahhh ne desem bilmem ki. ünye'de sabah erkenden kalkıp çamlığa doğru yürüyüşe çıkardım. kulağımda ne var, tabi ki vefakar walkmanım. temiz mis gibi bir hava, parıl parıl bir güneş, deniz alabildiğine benim, uçsuz, massmavi ve dümdüz. üzerindeki güneş ışınları bile gözümün önünde. feneraltına inip kocaman bir kayanın üzerine otururdum. manzaraya karşı bir sigara yakardım. düşünürken içim çok acayip oluyor. seneler ne kadar çabuk geçiyor. yaşadıklarımı o kadar yoğun yaşamışım ki hatırladığım zaman o ana dönüp aynı hisleri tekrar yaşıyorum. hiç eksiksiz. özellikle müziklerle bu dönüşü çok yaşarım. her anın bir müziği var hemen hemen benim için. bu genellikle çok güzel birşey ama bazen kötü şeyleri hatırlatan müzikler de oluyor, hayat hep iyi şeylerle dolu değil. şimdi de when harry met sally (dikkat annenin en sevdiği film) filminin müziği çalıyor. dersanedeyken izlemiştim, yani fi tarihinde :)) çook sevmiştim ve hep tekrar yayınlasalar diye beklemiştim. oradaki gibi dostluktan doğan bir aşk istemiştim hep ve oldu. seneler sonra cnbc-e'den istemiştim yayınlamalarını ve yayınladılar. bir süre sonra da aşkımla bir baktık cd'si çıkmış. hemen almıştı bana boncuğum. çok izleyesim geldi şimdi. akşam izleyebilirim. peyzi de çok sever. dersane zamanında o da izlemişti, birlikte kritiğini yapmıştık. söylediğine göre emre çok kıskanmıştı o zamanlar, benimle konuşmak için bahaneler yaratırken, bir filmle kaçırmıştı muhabbeti. barbra streisand balkona çıkıyordu jeff bridges aşağıda ona aşkını itiraf ederken I've finally found someone şarkısı eşliğinde. It had to be you; billy crystal, namı diğer harry bu şarkı çalarken meg ryan yani sally'i tanımaya çalışıyordu. birbirlerine aşklarını anlatıyorlardı iki dost. nereden bilebilirlerdi ki birgün birbirleri için yaratılmış olduklarını anlayacaklarını.
artık böyle güzel filmler yapmıyorlar. düşündüğümde yüzümde tebessüm beliren filmler. tekrar tekrar izleyip, her seferinde başka bir ayrıntısını yakaladığım, neresinde hangi müzüğin çalacağını bildiğim, hiç sıkılmadığım filmler. nottin hill mesela, ya da runaway bride. richard gere nasıl da tutulur taşralı kıza. son zamanda buna benzer tek film vardı, o da lake house. sinemadan çıkarken iyi ki gelmişim gülücüğünü attırmayı başaran ve birkaç gün etkisinden çıkamadığım filmler. eskiden çok filme giderdim, haddinden fazla. en büyük zevkim de sinemaya tek başıma gitmekti. yanımda kim varsa eker öyle giderdim. ya da kimseye haber vermeden ortadan kaybolurdum. sırt çantamı takar, kulağımda müzik, migrosun yolunu tutardım. yürüyüş kısmı bile çok haz verirdi bana. sonra bir sürü fırça yerdim tabi milletten. bu arada aşkımla gitmeyi de severdim, yanlış anlaşılmasın. çok güzel film maceralarımız vardır.
bir an kafamı kaldırdım ve nasıl da dalmışım. eskilere gitmişim. bu duyguları kaybetmemeli insan, gün geçtikçe çok büyümemeli, genç kız kalbinden bir parça durmalı içinde. gerçek hayattan uzaklaşabilmeli gerektiğinde. ya da gerekmediğinde. sanırım bende hala koca bir dilim duruyor :))

günaydın canımın içi

günaydın bebeğim. bu sabah ne kadar da hareketlisin, çook tatlısın. doğunca seni mıncık mıncık yiycem. dün akşam eda ablan geldi. teyzen bir sürü yemek yapmıştı. güzel bir ziyafet çektik. sohbet ettik. kaç günün uykusuzluğundan olacak hiç halim yoktu. enerjim sıfırdı. koltukta uyuyakaldım birkaç kez. gece de tam bir kabustu. rabbim bu ne sıcak, artık dayanamıyorum. sabaha karşı biraz ferahlasa bari, yok mümkün değil. her tarafımdan terler boşandı, bunaldım, daraldım, fenalık geçiriyordum. sanırım ayrıca sıcak basıyor bana. zaten yatakta dönmek bir dert, tuvalete kalkmak ayrı bir dert. tez zamanda kurtuluruz inşallah. ayaklarım şişti yine. sanki benim bileğim değil, öyle şişiyor. ne yapalım katlanıyoruz artık. annelerin değeri anne olmadan anlaşılamıyor galiba. yani erkekler hiç anlayamaz :))

Çarşamba, Ağustos 22, 2007

dilaa iyi ki doğduuunnn



bugün dila'nın doğum günüüü. biz de doğumgününde olmayı çoook isterdik. mıncık mıncık yerdik onu. o çok mutlu bir bebek, umarım her zaman çok mutlu olur. güzel yüzü hep güler. kızıma da iyi bir abla olur :)) iyi ki doğdun teyzecim, seni yeriiimmm

yorgunum dostlarımmm...

(ibrahim tatlıses mi oldum ne)dün akşam eve gittiğimde çoook yorulmuş olduğumu farkettim. artık gerçekten de çok ağırlaştım galiba. fiziksel olarak o kadar da belli olmuyor ama hareketlerim yavaşladı ve ben enrji bulamıyorum kendimde. bu da geçeerr. tadeşim yemekler yapmıştı bir sürü. afiyetle yedik onları. iyice ev karısı oldu be. emre ve fevzi tam not verdiler, sen olmuşsun dediler, artık evlenebilirsin. 9 gibi parka indik okey oynamaya. artık uykudan bayılıyordum eve geldiğimizde. bitmek bilmedi. ama çok eğlendik. gülmekten ölüyordum. suların kesileceğini duyurdukları için de gelince banyo yaptım aceleyle. tabi saat 12 oldu. arabam balkabağına dönüşmedi ama ben pers düştüm. sabah da 20 dakika rötarlı kalktık. uyanamıyoruz ki babacıkla. bu arada dün akşam telefonumu işyerinde unutmuşum. sabah yasemin ve engin'i almam gerekiyordu ve eyvah dedim. yasemin beni 40 kere aramıştır. engin bekliyordur. verilmiş sadakam varmış! gece yasemin mesaj atmış gelmeyeceğim diye. engin zaten sorun değil. sabah peyzi dayını da getirdim. bugün staj için görüşmesi var. bu akşam eda geliyor. teyzene allah kuvvet versin, evi temizleyecek bugün. allah'tan o var, yoksa bitmiştim ben. işte böyle şekerim. birkaç gün daha sabredip buradan kurtuluyoruuuzzz...

Salı, Ağustos 21, 2007

yalnızım dostlarııımmm

odamda tek başıma kaldıımm. adi karılar tatil yapıyorlar. evet kad, sü ve eminem. zaten turna da gelmedi. neyse idare ediyoruz işte. çok uykum var. iki gündür babacıkla kalkamıyoruz. gözümden uyku akarak geliyorum, yataktan kalkacak mecali bulamıyorum. zaten gece birçok kez kalkıyorum tuvalete, uykum bölünüyor. sıcak bir yandan. uyanıp geceliği çıkarıp bir tarafa atıyorum. ensem terden sırılsıklam oluyor. şu an karnımı yamulttun eşek kafalı, yerim seni. fevzi seni dayısı diye seviyor, tarafını belirledi :)) ama hareketlerini görünce çok fena oldu dayın, içi bir tuhaf oluyormuş. elleyemedi bile. zaten o elleyince duruyorsun, yabancıladın. çok fenasın lupim, hiç öyle yapılır mı dayıya.
bu sabah resimlerini atabilmek için harddisk aldım. çok masraflısın hanımefendi, 267 teklik gitti. ama lazımdı, bilgisayarımız olamayacak çünkü bir süre. almayalım dedik babacıkla, ona para ayıramadık. zaten sana daha bir sürü masraf yapıcaz. dedenleri çoook özledim lupim, bir an önce gelseler artık. onlarla senin için alışverişe çıksak. kalan ihtiyaçlarını alsak. zaten haftaya izne ayrılmayı düşünüyorum. araba kullanmam yasak olacağı için. artık evde günlerimi nasıl geçiririm bilmiyorum. kuduruk kızım hoşçakaaalll...