Pazartesi, Ocak 21, 2013

the blower's daughter

And so it is 
İşte böyle 

Just like you said it would be 
Aynen olacağını söylediğin gibi 

Life goes easy on me 
Hayat iyi gidiyor 

Most of the time 
Çoğu zaman 

And so it is 
İşte böyle 

The shorter story 
Kısa bir hikaye 

No love, no glory 
Aşk yok şöhret yok 

No hero in her sky 
Onun gökyüzünde kahraman yok 

I can't take my eyes off of you 
Gözlerimi senden alamıyorum 

And so it is 
Ve işte böyle 

Just like you said it should be
Aynen olması gerektiğini söylediğin gibi 

We'll both forget the breeze 
İkimizde meltemi unutacağız 

Most of the time 
Çoğu zaman 

And so it is 
İşte böyle 

The colder water 
su daha soğuk 

The blower's daughter 
Rüzgarın kızı 

The pupil in denial 
Yalanlar içindeki göz bebeği 

I can't take my eyes off of you 
Gözlerimi senden alamıyorum 

Did I say that I loathe you? 
Senden nefret ettiğimi söyledim mi? 

Did I say that I want to Leave it all behind? 
Bütün her şeyi geride bırakmak istediğimi söyledim mi? 

I can't take my mind off of you 
Aklımı senden alamıyorum

My mind...my mind... 
Aklımı...aklımı... 

Till I find somebody new 
Yeni birini bulana kadar



son ses açıp sözlerini içine çekerek söyle!

Salı, Ocak 15, 2013

mutluluk nedir?

 mutluluk
kitabevinde kuzusunu arayan kadının karşılaştığı manzaradır..

Perşembe, Aralık 27, 2012

gımeil

elinde bir kağıt, üzerinde aynen şu yazı;
euyar@gmeilnoktakom
-kuzi bu ne?
-hani senin gımeilin var ya, ben de ondan istiyorum!
aldık hanıma bir gımeil hesabı, her akşam başında, e-posta gelmiş mi diye merakta, sevdiklerine mesaj yazmakta...

Salı, Aralık 18, 2012

ukala...

-yarın kitap günü kuş, hangisini götüreceksin?
-hımm yunuslarla ilgili olanı. umarım kızlar yine saçmasapan şeyler getir
mezler!
-neymiş onlar?
-off prensesli kitaplar
-sen nasıl kitaplar seviyorsun :)
-bilgi veren kitapları
-iyi de hikaye kitapların da var
-ama prensesli değiller, tek prensesli kitabım rapunzel ve o cok güzel..
her konuda da yorum yapma be yaww

Salı, Kasım 20, 2012

gezente..


















okulca dolmabahçe sarayına gittiler birkaç hafta önce. çok beğenmiş, anlata anlata bitiremedi. birşey kafasını kurcalamış soruverdi;
-anne, bahçede aslan heykeli vardı, çimenlerin ortasında
-eee
-bir de tabelalar vardı
-peki
-aslan heykelinde lütfen dokunmayınız yazıyordu, çimenlerde de lütfen çimenlere basmayınız
-ee kuzi?
-iyi de çimenlere basmadan aslan heykeline dokunamayız ki zaten, saçma değil mi?

şimdi de yerebatan diye tutturdu, en kısa zamanda...






Cumartesi, Kasım 17, 2012

istanbul kitap fuarı

 
uzuuuun bir aradan sonra yeniden karşındayım bloğummm. allah başka dert vermesin, olur böyle ara vermeler, isteksizlikler, tembellikler. ilham saklambaç oynarken hele
.hemen konuya gireyim, bugün açıldığı gibi 11'de tüyap'ta aldık soluğu. akşamdan konuşmuştuk kuzuyla, çok heyecanlıydık. erkenden gidersek çok kalabalığa da yakalanmayız dedim ama hiç de düşündüğüm gibi olmadı. ilgi büyük, fuar gayet kalabalıktı. olsun, güle eğlene girdik biz. önce behiç ak'la karşılaştık yine. geçen seferden de hatırladı kuzum, yeni kitabını -geçmişe tırmanan merdiven- imzaladı bizim için. uyurgezer fil ve yüksek tansiyonlu çınar ağacı'ndan bahsettik, kuzunun onları nasıl severek okuduğundan. oradan iş bankası yayınlarına geçtik. hayvanlar alemiyle ilgili şeyleri görünce dayanamadığından ilk bilim kütüphanem serisinden hayvanların dünyası kitabını, minik balık okyanus macerasını ve tabi es geçemeyeceğimiz ve sanırım alabileceğimiz başka macerası kalmayan sakar cadı vini  serisinden dinozoru aldık. yazarı korky paul 23 kasımda fuara gelecekmiş, belki de yine geliriz dedik ve oradan ayrıldık. bu sırada sayıklama başladı; national geographic kids nerede? 1,2,3, ayh baydı beni. sonunda bulduk, saldırdı. deniz kaplumbağaları ve yunuslar diye iki kitap da oradan patlattık. şuşunun üç tekeri çarptı gözüme, baktım red house kidz. oradan yemeğini arayan tırtıl, devekuşu dudu ve kapı komşumuz korsanları alırken bir de baktık şuşunun gerçek üç tekeri!
 
hemen fotoğrafımızı çektiler, sağolsunlar sanal alemden yayınladılar da aldık. gerçekten de çok güleryüzlü ve ilgiliydiler. bize şuşunun posterini verdiler ve kuziyi korsan yaptılar :)
hooop oradan tübitak yayınları; 100 bilimsel deney (ileride lazım olur) her zaman her istediğimiz olmaz (çok ama çok manidar) gökkuşağının tüm renkleri, ilk sayılar basit matematiğe giriş ve eğlenceli yaz kitaplarını topladık. şaka maka öyle çok kitabımız varmış ki her standın önünde o da var,bu da var derken bulduk kendimizi. bir kısmını da kitabevlerinde okuyup almamışız.
kırçiçeğini görünce son almadığımız bir elmer kalmıştı onu da aldık. uçan balık yayınlarını aramaya koyulduk. ara tara en son bulduk ve ayla çınaroğlu'na üç kuzucuk büyük şenlik gününü imzalattık. aytül akal "eylül kim yatsın büyük yatakta? " diye imzaladı büyük yatakta kim yatacak adlı kitabını.
yükümüzü sırtlanıp çıktık fuardan. e ben, ben ne olacaktım. kendime hiçbirşey bakmadan çıktım yahu. intikamım acı olacak, hafta içi duman edicem oralarııı
 
eve geldik, serdik hepsini incelemeye, bayıldı hanımefendi ağzı kulaklarında, halaaa...
 


 
yazmalıyım; dün akşam yatakta konuşuyoruz;
-ne kadar da ortak özelliğimiz var kuzi öyle değilmi?
-evet çok var.
-ne mesela?
-kitap :)
-başka?
-sinema :)
-eveet, başka?
-gezmek :)))

Salı, Ekim 02, 2012

mmm..

bir şarkıyla midemde kelebeklerin uçuştuğu günlerime mi döndüm ne! o halde çalsın tüm sevdiklerim kelebeklerime..

Cuma, Eylül 28, 2012

sonsuza dek

 yayınlayamadığım manzara, oh be rahatladım. o gün önce kitabevinde aldık soluğu. herkes beğendiği kitapları seçip incelemeye koyuldu. böyle anlarda mest oluyorum, bir köşede o bir köşede ben, içine 18'lik kız kaçmış zillinin. çarşambanın kitap günü olması önemli, bu hafta "ay-ay'ın kitabı"nı götürecek belli ama diğer haftalara hazırlık yapıyor sanırım. sonradan öğrendiğime göre de kitabı öğretmeni yine ona okutmuş ve bizimkinin totosu göklere çıkıp daha da inmemişti. neyse kuzuya 2 kitap 1 dergi, bana da 2 kitap alarak müdavimi olduğumuz florya'da aldık soluğu. misssler gibi havayı çektik içimize. aşağı inerken neler yaptığından konuştuk. fen-matematik dersleri varmış, deney yapmışlarmış, suya hava pompalamışlarmış, blablabla...ne öğrenmiş, Her yerde Hava varmış. peki suya hafif birşey bırakınca yüzüyormuş, taş atınca batıyormuş. o zaman gemiler ağır olduğu halde neden batmıyormuş? ece demiş ki, ne kadar çok şey biliyorsun (gökkuşağının renklerini sırasıyla sayabildiğinden) , sen bilim adamı olmalısııın!
dün elbise bakalım dedik, ekimde edacığın nişanı var, hanımın giymeye birşeyi yok. birkaç mağazaya girdik, her gittiğimiz yerde beğenmedim, süslü istiyorum, pullu olsun nidalarıyla beni çıldırttı. galiba dün de içine kokoş kaçmıştı. ama zaten beğenilecek hiç elbise yoktu bence de. neyse bir ara kolumdan tutup oyuncakçıya sürüklediğini farkettim beni. yaaa ben istemiyorum annecik diyerek girdim içeri, laflar çat çat;
-bak ben senin için (sanki bana elbise baktık) mağazalara girdim, sen de benim için buraya girmelisin. zaten girmezsen sonsuza dek seninle mağazalara girmem!
girelim diye yalvardığın günler de geleceeek, bekliyorum, nihahhahhah!!!

Salı, Eylül 25, 2012

mutluluk budur

sırt sırta, ellerimizde kitaplar, kayaların üzerinde, denizin kenarinda, gün batımında, su sesiyle, evgeny ile, huzurla ve bir türlü yayinlayamadigim manzarada :)