Perşembe, Mayıs 09, 2013

la vie en rose..

utandım kendimden! bunca yıllık şarkımızın (üstelik düğün şarkımız) sözlerine hiç bakmamışım, eşek kafam!

pembe hayat 

bakışlarımı kaçıran gözler 
dudaklarında kaybolan gülüş 
işte ait olduğum adamın 
rötüşsuz portresi 

ben onun kollarındayken 
kulağıma fısıldadığında 
hayatı pembe görüyorum 

bana aşk sözcükleri söylüyor 
her günkü gibi 
bana bir şeyler oluyor 

kalbime girdi 
sebebini bildiğim 
mutluluğum 

hayatta, benim için o ,onun için ben 
bana dedi yemin etti hayatı üzerine 

onu gördüğüm anda 
kalbimin çarptığını 
hissettim 

bitmeyen aşk gecelerin 
yerine mutluluk aldı 
sıkıntılar üzüntüler gitti 
mutlu,ölümüne mutlu 

ben onun kollarındayken 
kulağıma fısıldadığında 
hayatı pembe görüyorum 

bana aşk sözcükleri söylüyor 
her günkü gibi 
bana bir şeyler oluyor 

kalbime girdi 
sebebini bildiğim 
mutluluğum 

hayatta, benim için o ,onun için ben 
bana dedi yemin etti hayatı üzerine 

onu gördüğüm anda 
kalbimin çarptığını 
hissettim 

ve neden bizim şarkımızmış anladım..


Perşembe, Nisan 25, 2013

romantik film hasreti çekiyorum, duy beni yönetmen..

       Dün akşam tesadüfen cnbc-e'de ustalara saygı kuşağında "the story of us" çıktı karşımıza. aman tanrım 1999 yapımı, ne kadar da çok olmuş izleyeli. geçen zaman böyle dank ediyor bana artık, yoksa pek farkında değilim. öyle hoş geldi ki bir kez daha. izlerken empati kurmaktan alamıyor insan kendini, sevgiliyle sende böylesin işte, yok adam haklı, kadın şöyle diye yorumlardan alamadık kendimizi. aslında kadın dırdırı denen şeye inananlardanım, tüm hemcinslerimden özür dilemem, öyle çünkü :) çoğu şeyi didik didik edip, fazla ayrıntıya kaçıyor çoğumuz. bir cümleden bin anlam çıkarabilme yeteneğiyle doğmuşuz. çok fazla öyle olmadığımı düşünmekle birlikte potansiyelim var ve arada ben de gücümü kullanıyorum yalan yok.  michelle'nin duru güzelliği -ki aslında şarışınlar pek de hoşuma gitmez- bruce'nin o ince gülümsemesi, hele de final sahnesi. 


"burada bir tarih var ve tarih bir gecede yazılmıyor. mezapotamya'da ya da truva'da bir yerlerde başka şehirlerin üzerine kurulmuş şehirler var. ama ben başka bir şehir kurmak istemiyorum. ben bu şehri seviyorum. teramisin'i nereye koyduğunu, sabah nasıl uyandığını, hangi kaşın kalkıksa ne hissetiğini iyi biliyorum. biliyorsun ki sabahları ben hep sessizim ve ortalığı yatıştırırım. zaman içinde mükemmelleşen bir dans bu...
aslında düşündüğümden daha zormuş ve iyiler kötülerden fazlaymış...öylece kalkıp gidemezsin. sonra ben kalkıp yabancının birine josh'ın elleri tıpkı sen diyemem..."


ve o sırada bruce'nin öyle bir bakışı var ki, heyyyt beee! sadece seni seviyorum dedi ve sarıldı, bu kadar. erkekler, kısa ve öz. 

      Artık ne böyle hikayeler var bence ne de böyle oyuncular. hiç fırsat bulamıyorum ama bulduğumda bile gidecek film yok! nerede o "when harry met sally", "notting hill", "en iyi arkadaşım evleniyor", "kaçak gelin", "göl evi", "pretty woman", "sweet november", "teldeki kuş", "çikolata", "mesajınız var" (bakınız hepsi de romantik) ve daha birçok muhteşem film. düşündüm, acaba o zamanlar mı güzel geliyorlardı yoksa gerçekten de güzeller miydi diye. hayır, zamanımın filmi değilmiş hiçbiri, hala izlediğimde bayılıyorum..

Cuma, Nisan 19, 2013

Salı, Nisan 09, 2013

sorular sorular..

-anne, ben senin karnındayken, sen sıcak birşey içince benim de ağzım yanıyor muydu?
-yediğimiz yumurtalardan neden civciv çıkmyor?
-balıklar annelerine kızdığında ağlarsa suyun altında gözyaşı nasıl akıyor?
-anne ben nasıl oldum?
  ühhüüüü!!!

Cuma, Nisan 05, 2013

bilmiş!!!

 akşam okuldan alırken kuzuyu öğretmenine rastladım. kelime türetme oynuyoruz harflerle, eylül öyle değişik şeyler söylüyor ki, bugün bir kuş söyledi ama hatırlayamıyorum bile! hatta yardımcı öğretmen demiş ki "bizden çok biliyor vallahi". o sırada gelen kuzuya sorduk;
- neydi o hayvan sınıfta söylediğin?
-ant kondoru!
-o ne ki?
-kafası tüysüz, güney amerika'da yaşayan bir kuş!
arabada sordum, bunu da nerden çıkardın annecik, hangi kitaptan okudun diye;
-hayvan atlasımdan tabii ki, büyük kitapları okuyacağına benim kitaplarımdan okusan sen de bilirdin!

Salı, Nisan 02, 2013

özlem..

ben var ya;
ada vapurunda,  mavi minicik kasetçalarım elimde, tepemde martılar, pasparlak güneşin altında, saçlarım rüzgarda savrularak, yüreciğim kıpır kıpır, köpüren denize nazır işte bunu dinlerdim bir zamanlar..

Salı, Mart 12, 2013

İYİ Kİ..


dünüm, bugünüm, yarınım. öteki yarım. bugün İYİ Kİ olmuş ve İYİ Kİ tanrım yollarımızı kesiştirmiş. İYİ Kİ o güzelim temmuz akşamı karşıma çıktın. İYİ Kİ o güzelim mavilere tutuldum ben. hala yüreğimdeki kuşları göklere çıkaran adam, aşkım, dostum, sırdaşım, kocam. umarım hep yanımda olursun. birlikte geçirdiğimiz her güne gülümseyerek bakıyorum ve birlikte geçireceğimiz her yeni gün de mutlu edecek beni biliyorum. huysuz bir ihtiyar olduğumda da beni bu kadar çok sever misin? ben... :)




Çarşamba, Mart 06, 2013

Pazartesi, Mart 04, 2013

pilli zilli

ayh, şu televizyonlarda izlediğim bir programım var o da kelime oyunu, geri kalan zamanlarda hep belgesel izlerim :))  bu sıralar hiç ama hiç ilgimi çeken birşey yok, "kelime oyunu"ndan başka. zaten hastayız ailecek ihsan varol'a. neyse izlerken yine kuduz geldi bizimkine. halıda yastıklar, battaniye, oyuncaklar, trambolin yapıyormuş zilli. ses çıkarmadım, toplarmış, sözmüş, eylüller her zaman sözlerini tutarmış, pışşşşııık! yahu bunları yap kudur da, sesin de az çıksın be edepsiz, hiç durmadan bıdı bıdı konuşuyor, boğazında da anası gibi megafon var. amaaaan dedim, yeteeer dedim, bir sus dedim. ipleyen mi var!zevkle izlediğim bir tanecik şey var, nolur dedim, cık.
-emre, bunun düğmesi yok mu (bu=eylül), sussun lütfen yaaa..
-benim düğmem yok, pille çalışırım, pilim de asla bitmez. pilimi çıkarmaya çalışanı da elektrik çarpar!nihahhahhah....


Çarşamba, Şubat 27, 2013

dağcı

koş,zıpla, süzül, uç!
koş,zıpla, süzül, uç!
koş,zıpla, süzül, uç!
bu ara evde hep bu replikler! uçmak bu kadar mı gönülden istenir ey hezarfen'in torunu. bu derdin dermanı yok, bari tırmansın rahatlar dedim, bayılldı!!!