Çarşamba, Mayıs 15, 2013
Pazartesi, Mayıs 13, 2013
livaneli'ye
yine gözüm kapalı aldım romanını, kardeşimin hikayesi! hiçbir yoruma bakmadan, konusu nedir bilmeden. çünkü sen yazmıştın. ve yine pişman olmadım. bir kez daha saygıyla eğildim önünde, böyle bir dil, böyle bir üslup! herşeyden çok tasvirler aldı götürdü beni. umarım birkaç tane alıntı yapsam sorun olmaz senin için;
bu tepeden Karadeniz'in bir insan gibi değişen, kılıktan kılığa giren hallerini izlemeye gelirdim. bazen öfkelenir, bitmek bilmeyen bir enerjiyle sahildeki kayalıklara kafa atardı, bazen kıyı çizgisini diliyle nazlı nazlı yalardı, ender olarak da bir göl gibi kıpırtısız kalır, içine kapanırdı. karadeniz'i bi roman kahramanı gibi ruhsal gelgitleri, öfkeleri, sevdaları, umutları ve mutsuzluklarıyla tanımayı öğrenmiştim.
*
dedim ya, bütün bunlarda bir işaret görüyorum ben. demek ki buraya yerleşmem, burada kalmam, belki de burada ölmem, buraya gömülmem gerekiyor. neden mi? çünkü eski hayatımla hiçbir ilgisi yok. bana ay krateri kadar yabancı bir yer. ne bir kişiyi tanıyorum ne de beni tanıyan biri var. sorulardan, arkadaşlıklardan, toplumdan uzak, kendi içine dönen bir hayat. bütün istediğim bu.
*
insan her şeyi untarak yaşayabilirdi ama her şeyi hatırlayarak yaşayamazdı!
*
"peki sizin ayrıcalğınız ne?"diye soruyor.
"çok basit" diyorum. "okumak, sadece okumak. okuyan insan, dünyanın aklına yaslar sırtını. o zenginlerin arkadaşları birkaç finasçı, üç beş hlding yöneticisi. üstelik içtenlikten her zaman şüphe duyulan ilişkiler içindeler. oysa benim dostlarım dünyanın gelmiş geçmiş en akıllı ve en yaratıcı insanları: aristoteles, platon, ibn rüşd, faulkner, homeros, nietzsche, ibn haldun... bunları hangi maddiyatla bir tutabilirsin?"
*
aslında aşk kelimesini hiç sevmediğimi, günümüzde bunun bir pazarlama aracına dönüştüğünü söyledim. aşk dendiğinde sanki küçülüyordu her şey. o zaman gerçek aşka ne ad verdiğimi sordu.
bu tepeden Karadeniz'in bir insan gibi değişen, kılıktan kılığa giren hallerini izlemeye gelirdim. bazen öfkelenir, bitmek bilmeyen bir enerjiyle sahildeki kayalıklara kafa atardı, bazen kıyı çizgisini diliyle nazlı nazlı yalardı, ender olarak da bir göl gibi kıpırtısız kalır, içine kapanırdı. karadeniz'i bi roman kahramanı gibi ruhsal gelgitleri, öfkeleri, sevdaları, umutları ve mutsuzluklarıyla tanımayı öğrenmiştim.
*
dedim ya, bütün bunlarda bir işaret görüyorum ben. demek ki buraya yerleşmem, burada kalmam, belki de burada ölmem, buraya gömülmem gerekiyor. neden mi? çünkü eski hayatımla hiçbir ilgisi yok. bana ay krateri kadar yabancı bir yer. ne bir kişiyi tanıyorum ne de beni tanıyan biri var. sorulardan, arkadaşlıklardan, toplumdan uzak, kendi içine dönen bir hayat. bütün istediğim bu.
*
insan her şeyi untarak yaşayabilirdi ama her şeyi hatırlayarak yaşayamazdı!
*
"peki sizin ayrıcalğınız ne?"diye soruyor.
"çok basit" diyorum. "okumak, sadece okumak. okuyan insan, dünyanın aklına yaslar sırtını. o zenginlerin arkadaşları birkaç finasçı, üç beş hlding yöneticisi. üstelik içtenlikten her zaman şüphe duyulan ilişkiler içindeler. oysa benim dostlarım dünyanın gelmiş geçmiş en akıllı ve en yaratıcı insanları: aristoteles, platon, ibn rüşd, faulkner, homeros, nietzsche, ibn haldun... bunları hangi maddiyatla bir tutabilirsin?"
*
aslında aşk kelimesini hiç sevmediğimi, günümüzde bunun bir pazarlama aracına dönüştüğünü söyledim. aşk dendiğinde sanki küçülüyordu her şey. o zaman gerçek aşka ne ad verdiğimi sordu.
"karasevda" dedim.
"karasevda?"
"evet!" dedim. "işte insana o çılgınlıkları yaptıran duygunun adı budur. karasevdayla aşk farklıdır birbirinden. asıl tehlikeli olan da karasevdadır.
*
aşk, bir uçurum kıyısında gözü bağlı yürümektir.
*
bambaşka bir psikolojiye sürükledin beni, dün gece tabiri caizse şok yaşadım.meraklandım, şaşırdım, üzüldüm, birçok insani duygu vardı ama hepsinden önemlisi ilk sayfadan itibaren "dil" di. baştan sona anlatımlar, ifade, bu kadar akıcı, bu kadar sıkmaktan uzak, bu kadar mükemmel olabilirdi. teşekkürler livaneli, kendimi bildim bileli hayatımdasın. önceleri müziğinle, sonra usta kaleminle. umarım uzun yıllar daha güzel hikayelerini paylaşırsın benimle..
Perşembe, Mayıs 09, 2013
la vie en rose..
utandım kendimden! bunca yıllık şarkımızın (üstelik düğün şarkımız) sözlerine hiç bakmamışım, eşek kafam!
pembe hayat
bakışlarımı kaçıran gözler
dudaklarında kaybolan gülüş
işte ait olduğum adamın
rötüşsuz portresi
ben onun kollarındayken
kulağıma fısıldadığında
hayatı pembe görüyorum
bana aşk sözcükleri söylüyor
her günkü gibi
bana bir şeyler oluyor
kalbime girdi
sebebini bildiğim
mutluluğum
hayatta, benim için o ,onun için ben
bana dedi yemin etti hayatı üzerine
onu gördüğüm anda
kalbimin çarptığını
hissettim
bitmeyen aşk gecelerin
yerine mutluluk aldı
sıkıntılar üzüntüler gitti
mutlu,ölümüne mutlu
ben onun kollarındayken
kulağıma fısıldadığında
hayatı pembe görüyorum
bana aşk sözcükleri söylüyor
her günkü gibi
bana bir şeyler oluyor
kalbime girdi
sebebini bildiğim
mutluluğum
hayatta, benim için o ,onun için ben
bana dedi yemin etti hayatı üzerine
onu gördüğüm anda
kalbimin çarptığını
hissettim
ve neden bizim şarkımızmış anladım..
pembe hayat
bakışlarımı kaçıran gözler
dudaklarında kaybolan gülüş
işte ait olduğum adamın
rötüşsuz portresi
ben onun kollarındayken
kulağıma fısıldadığında
hayatı pembe görüyorum
bana aşk sözcükleri söylüyor
her günkü gibi
bana bir şeyler oluyor
kalbime girdi
sebebini bildiğim
mutluluğum
hayatta, benim için o ,onun için ben
bana dedi yemin etti hayatı üzerine
onu gördüğüm anda
kalbimin çarptığını
hissettim
bitmeyen aşk gecelerin
yerine mutluluk aldı
sıkıntılar üzüntüler gitti
mutlu,ölümüne mutlu
ben onun kollarındayken
kulağıma fısıldadığında
hayatı pembe görüyorum
bana aşk sözcükleri söylüyor
her günkü gibi
bana bir şeyler oluyor
kalbime girdi
sebebini bildiğim
mutluluğum
hayatta, benim için o ,onun için ben
bana dedi yemin etti hayatı üzerine
onu gördüğüm anda
kalbimin çarptığını
hissettim
ve neden bizim şarkımızmış anladım..
Perşembe, Nisan 25, 2013
romantik film hasreti çekiyorum, duy beni yönetmen..
Dün akşam tesadüfen cnbc-e'de ustalara saygı kuşağında "the story of us" çıktı karşımıza. aman tanrım 1999 yapımı, ne kadar da çok olmuş izleyeli. geçen zaman böyle dank ediyor bana artık, yoksa pek farkında değilim. öyle hoş geldi ki bir kez daha. izlerken empati kurmaktan alamıyor insan kendini, sevgiliyle sende böylesin işte, yok adam haklı, kadın şöyle diye yorumlardan alamadık kendimizi. aslında kadın dırdırı denen şeye inananlardanım, tüm hemcinslerimden özür dilemem, öyle çünkü :) çoğu şeyi didik didik edip, fazla ayrıntıya kaçıyor çoğumuz. bir cümleden bin anlam çıkarabilme yeteneğiyle doğmuşuz. çok fazla öyle olmadığımı düşünmekle birlikte potansiyelim var ve arada ben de gücümü kullanıyorum yalan yok. michelle'nin duru güzelliği -ki aslında şarışınlar pek de hoşuma gitmez- bruce'nin o ince gülümsemesi, hele de final sahnesi.
"burada bir tarih var ve tarih bir gecede yazılmıyor. mezapotamya'da ya da truva'da bir yerlerde başka şehirlerin üzerine kurulmuş şehirler var. ama ben başka bir şehir kurmak istemiyorum. ben bu şehri seviyorum. teramisin'i nereye koyduğunu, sabah nasıl uyandığını, hangi kaşın kalkıksa ne hissetiğini iyi biliyorum. biliyorsun ki sabahları ben hep sessizim ve ortalığı yatıştırırım. zaman içinde mükemmelleşen bir dans bu...
aslında düşündüğümden daha zormuş ve iyiler kötülerden fazlaymış...öylece kalkıp gidemezsin. sonra ben kalkıp yabancının birine josh'ın elleri tıpkı sen diyemem..."
ve o sırada bruce'nin öyle bir bakışı var ki, heyyyt beee! sadece seni seviyorum dedi ve sarıldı, bu kadar. erkekler, kısa ve öz.
Artık ne böyle hikayeler var bence ne de böyle oyuncular. hiç fırsat bulamıyorum ama bulduğumda bile gidecek film yok! nerede o "when harry met sally", "notting hill", "en iyi arkadaşım evleniyor", "kaçak gelin", "göl evi", "pretty woman", "sweet november", "teldeki kuş", "çikolata", "mesajınız var" (bakınız hepsi de romantik) ve daha birçok muhteşem film. düşündüm, acaba o zamanlar mı güzel geliyorlardı yoksa gerçekten de güzeller miydi diye. hayır, zamanımın filmi değilmiş hiçbiri, hala izlediğimde bayılıyorum..
"burada bir tarih var ve tarih bir gecede yazılmıyor. mezapotamya'da ya da truva'da bir yerlerde başka şehirlerin üzerine kurulmuş şehirler var. ama ben başka bir şehir kurmak istemiyorum. ben bu şehri seviyorum. teramisin'i nereye koyduğunu, sabah nasıl uyandığını, hangi kaşın kalkıksa ne hissetiğini iyi biliyorum. biliyorsun ki sabahları ben hep sessizim ve ortalığı yatıştırırım. zaman içinde mükemmelleşen bir dans bu...
aslında düşündüğümden daha zormuş ve iyiler kötülerden fazlaymış...öylece kalkıp gidemezsin. sonra ben kalkıp yabancının birine josh'ın elleri tıpkı sen diyemem..."
ve o sırada bruce'nin öyle bir bakışı var ki, heyyyt beee! sadece seni seviyorum dedi ve sarıldı, bu kadar. erkekler, kısa ve öz.
Artık ne böyle hikayeler var bence ne de böyle oyuncular. hiç fırsat bulamıyorum ama bulduğumda bile gidecek film yok! nerede o "when harry met sally", "notting hill", "en iyi arkadaşım evleniyor", "kaçak gelin", "göl evi", "pretty woman", "sweet november", "teldeki kuş", "çikolata", "mesajınız var" (bakınız hepsi de romantik) ve daha birçok muhteşem film. düşündüm, acaba o zamanlar mı güzel geliyorlardı yoksa gerçekten de güzeller miydi diye. hayır, zamanımın filmi değilmiş hiçbiri, hala izlediğimde bayılıyorum..
Cuma, Nisan 19, 2013
Salı, Nisan 09, 2013
sorular sorular..
-anne, ben senin karnındayken, sen sıcak birşey içince benim de ağzım yanıyor muydu?
-yediğimiz yumurtalardan neden civciv çıkmyor?
-balıklar annelerine kızdığında ağlarsa suyun altında gözyaşı nasıl akıyor?
-anne ben nasıl oldum?
ühhüüüü!!!
-yediğimiz yumurtalardan neden civciv çıkmyor?
-balıklar annelerine kızdığında ağlarsa suyun altında gözyaşı nasıl akıyor?
-anne ben nasıl oldum?
ühhüüüü!!!
Cuma, Nisan 05, 2013
bilmiş!!!
akşam okuldan alırken kuzuyu öğretmenine rastladım. kelime türetme oynuyoruz harflerle, eylül öyle değişik şeyler söylüyor ki, bugün bir kuş söyledi ama hatırlayamıyorum bile! hatta yardımcı öğretmen demiş ki "bizden çok biliyor vallahi". o sırada gelen kuzuya sorduk;
- neydi o hayvan sınıfta söylediğin?
-ant kondoru!
-o ne ki?
-kafası tüysüz, güney amerika'da yaşayan bir kuş!
arabada sordum, bunu da nerden çıkardın annecik, hangi kitaptan okudun diye;
-hayvan atlasımdan tabii ki, büyük kitapları okuyacağına benim kitaplarımdan okusan sen de bilirdin!
- neydi o hayvan sınıfta söylediğin?
-ant kondoru!
-o ne ki?
-kafası tüysüz, güney amerika'da yaşayan bir kuş!
arabada sordum, bunu da nerden çıkardın annecik, hangi kitaptan okudun diye;
-hayvan atlasımdan tabii ki, büyük kitapları okuyacağına benim kitaplarımdan okusan sen de bilirdin!
Salı, Nisan 02, 2013
Salı, Mart 12, 2013
İYİ Kİ..
dünüm, bugünüm, yarınım. öteki yarım. bugün İYİ Kİ olmuş ve İYİ Kİ tanrım yollarımızı kesiştirmiş. İYİ Kİ o güzelim temmuz akşamı karşıma çıktın. İYİ Kİ o güzelim mavilere tutuldum ben. hala yüreğimdeki kuşları göklere çıkaran adam, aşkım, dostum, sırdaşım, kocam. umarım hep yanımda olursun. birlikte geçirdiğimiz her güne gülümseyerek bakıyorum ve birlikte geçireceğimiz her yeni gün de mutlu edecek beni biliyorum. huysuz bir ihtiyar olduğumda da beni bu kadar çok sever misin? ben... :)
Çarşamba, Mart 06, 2013
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




