Perşembe, Aralık 19, 2013


 her düşündüğümde yeni gitmişsin gibi. yüreğim delicesine sıkışıyor şimdi. hayal mi gerçek mi? hiç kabul edemeyecekmişim gibi. küçük kızının kalbindeki büyük kahraman, hiç gidebilir misin sen? çocukluğumun, ilk gençliğimin idolü. sevmeyi, affetmeyi, vicdanı, kalp kırmamayı öğrendim senden en çok babam. her kızın babası özeldir ama benim babam.. güzel babam. sanki başkası için yazıyorum tüm bunları. şimdi telefonda b harfine bassam, babiştri yazacak ve ben arayacağım seni, her günkü gibi. yine kaymağım nasılsın diye açıp telefonu laflayacaksın benimle. ettiğim şikayetlere; üzülme babasının gülü, boşver sıkma canını diyeceksin, ben siz üzülünce çok üzülüyorum. çok ama çok mutluyduk biz, her zaman. aklımda hep gülen yüzün, kulağımda şefkat dolu, neşeli sesin. hayatı boşverişin, mutluluk oyunların.
 denizde vedalaştım seninle, bizim denizde. hani inerken sağlam basın, bak bu kaya yosunlu, düşersiniz diye öğrettiğin denizde. birlikte midye topladığımız kayaların oradan hani. her girdiğimizde kahkahalarımızın kıyıdan duyulduğu, yüzmeyi öğrettiğin denizde. annemin balkondan kahvaltı hazır eve gelin diye işaret ettiği denizde. sırtüstü yatıp diktiğin akasyaların aksinde gökyüzüne bakıp huzurla dolup taştığım denizde. gözyaşlarımın tamamını deniz alır, içimdeki yangını hafifletir sanmıştım, yanılmışım. beni izliyorsun biliyorum. yüreğimin en derinliklerindesin her zaman. seni çok özledim..

Cuma, Kasım 15, 2013

Çarşamba, Kasım 13, 2013

bugün bunu sevdim..


"Büyükbabam, herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı, derdi. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da bir çift ayakkabı. Ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün zaman gidebileceği bir şey, öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler. Ne yaptığın önemli değil, derdi, yeter ki sen ellerini onun üstünden çektiğin zaman, ona dokunduğun zamanki halini değiştiren bir şey yapmış olasın. Otları sadece biçen bir adamla, gerçek bir bahçivan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Otları biçen adam orada hiç bulunmamış gibidir, fakat bahçivan ömür boyu oradadır."

Salı, Kasım 12, 2013

dişlek kitap kurdum :)













-çok çok sevdiğin ve beklediğin bir yere gidicez annecik haftaya, bil bakalım nereye?
-kitap fuarına mı? yup yup!!!
   kitap aşığı kuzum benim. yine düştük tüyap yollarına güle eğlene. heyecanla girdik içeri, hemen günışığı çarptı gözümüze ve tabi ki en en en çok sevdiği yazar kuzumun. behiç ak! en çok sizin için geliyoruz biliyor musunuz buraya dedim, inanamadı, daha çok küçük ama! küçük ama o hep kitap kurduydu. benden dinlerken bayılırdı, bir süredir kendi okuyor, hem de ne okuma, kitaplara tapıyor. sizin öyle çok kitabınız var ki bizde. yine dili tutuldu bizimkinin, oysa biliyorum ki behiç ak  kitaplarıyla ilgili söyleyecek ne çok sözü vardı. birkaç kitap daha aldık tabi, ama yanında "uyurgezer fil"i getirmişti kuzum özellikle imzalatmak için. 3 yıldır gidiyoruz, tanısın isterdim aslında. benimki de laf işte, adam ne yapsın her geleni nasıl hatırlasın. belki seneye..
   çok sevdiği bir Mini Dizisi var kuzinin, altı kitabı var ve hepsine de bayılıyor. yazarı christine nöstlinger diye bir zat-ı muhterem. tutturdu onu da görmek istiyorum diye. oofff kuzim, niye bu kadar zorsun. yabancı yazar, başka dilde yazıyor, burada değil, kitapları türkçe'ye çevriliyor deyince ortaya bir de çeviri muhabbeti çıktı şimdi. evdeki kitapların yazarları incelenip çeviriyi kim yapmış diye bakmalar, oyyyy.
neyse biz yine oradan oraya atladık, iş bankası yayınlarına geldik, sakar cadı vini'nin nasıl olduysa bizde olmayan bir kitabını bulduk, birkaç rıfat ılgaz kitabı aldık, çok hoşlandım. tutturdu bilim kitapları diye. önce tübitak, ardından national geographic kids. evde olmayanı bulmak da mesele, yahu servet dökmüşüm be.  bu sırada bana asla kitaplara bakma izni yok! uçanbalık çıktı karşımıza en son ve ayla çınaroğlu. allahım ne tatlı bir kadın, üç yıldır ona da gideriz biz. çok küçükken aldığım minik kitapları vardı, balık, kuş, kedi diye. kuzi ezberden okurdu, benim bile hala aklımda; "babam bir balık aldı bana, minik balığım yapayalnız kavanozunda.." sonra üç kuzucuğun maceraları. harika hikayeler ve resimler. daha kalın kitaplarına daldık tabi, imzalattık güzelce. tesadüf ya bu yıl da 17 kitap almışız. çok çok güzel bir fuar günü daha. bu rutin hep devam etmeli, edecek de biliyorum, zehri aldı ne de olsa :))



Çarşamba, Kasım 06, 2013

kulakları küpeli..

okul bahçesinde bir deli kadın, saklambaç oynuyor! yapacak birşey yok, kuzi istiyor; "lütfen ane, lütfeeen"
ne de olsa biliyor, bu deli benim istediğim manyakça şeylere ne zaman hayır dedi ki şimdi desin. ardından daha fenası, ebe tura bir-iki-üç.şükür uzun eşek bilmiyor :)) allahım kimse izliyor mu beni, çantam da kolumda, montu çıkarsam mı?  amaaan izlerse izlesin, nolmuş yani. kuzi mutlu, ben mutlu, dua etsinler kaydırağı kullanmadım :))


Perşembe, Ekim 31, 2013

derin mevzular..

oyun oynarken odasında, durup dururken;
-anne, benim gözlerim güzel değil mi?
-?
-koro için kulisteyken ablalar sude'nin gözlerinin çok güzel olduğunu söylediler, bana hiç seninkiler de güzel demediler..
-ayh, annecik çevremizde çok fazla renkli gözlü insan yok, ondan ilgi çekiyor renkli gözler, herkesin hoşuna gidiyor.
-hıh, kahverengi renk değil mi? (sözümle dalga geçti aklınca)
-bir tanecik, önemli olan ne renk olduğu değil gözlerinin, nasıl baktığı. duygularını nasıl gösterdiği. senin gözlerin öyle mutlu, öyle güzel bakıyor ki..
-keşke gözlerim mavi olsaydı..

ahhh benim güzel gözlüm, süpürge kirpiklim, biraz erken değil mi? hem babanın mavişleri geçmemiş sana, benim kara boncuklar geçmiş, ne şarkılar şiirler yazılmış kara gözlere, daha ne istiyorsun :))

neyse konu değişsin. okuma saatinde kitap götürüyor, dün itiraf etti, öğretmeni sık sık ona okutuyormuş kitapları. o yüzden evden kendi kitaplarını götürmek istiyormuş. sınıftakiler birşeyler okutuyorlarmış sürekli, ya da yazı yazdırıyorlarmış resimlerine falan. suratındaki gururu görünce dayanamadım, çok hoşuna gidiyor değil mi böyle olması dedim. yumurtlayıverdi hemen, evet bana sormalarına bayılıyorum!





Salı, Ekim 01, 2013

 
hayatımın en özel kadınının bana verdiği en özel hediye...benim kömür gözlü kızım, canım, ciğerim, herşeyim. ne şu an taşıdığım Can'a ne de sana duyduğum sevgi anlatılır gibi değil.
seni ben taşımadım ama, doğduğun anda aldığım kokun hala burnumda.
doğumgününde ilk defa yanında olamamak  çok acıtsa da içimi;
iyi ki doğdun kuzum, iyi ki hayatımın bir parçasısın. öyle güzel bir ömür geçir ki...
seni çok seviyorum teyziş:))))))))))))))))))))
 

iyi ki..

kuzumm, bir taneciğim, herşeyim..
altı yıl önce doğduğun an tüm netliğiyle aklımda. titreyerek ağlayan kocaman bir ağız, süpürge kirpikler ve kapkara bir kız. "hoşgeldin yabancı" demiştim sana. öyle işledin ki hayatıma, kokun burnumda, sıcaklığın hep koynumda. kocaman, çok akıllı, çok da edepsiz bir kızsın artık :) 
kendine ait bir yaşamın, arkadaşların, çevren, zevklerin var artık. ne zaman bu kadar büyüdün annecik..
şimdi her yere benimle gideceğini, hep benimle olacağını söylüyor o güzel ağız. inanmak istiyorum..
doğum günün kutlu olsun kuzim, hep iyi insanlar çıksın karşına ve hep istediğin gibi dünyayı dolaş.
 insan ol, mutlu ol, aşık ol..
ve unutma, bu dünyada seni benden daha fazla seven kimse yok..

Çarşamba, Eylül 25, 2013

gitmek

bugün şiir günü kuzi..

GİTMEK

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği. 

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor. 
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira... 
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz. 

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek, 
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır; 
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek. 
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler 
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren? 
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel.

CAN YÜCEL

ANLAR


Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,  
İkincisinde, daha çok hata yapardım.  
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.  
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,  
Çok az şeyi  
Ciddiyetle yapardım.  
Temizlik sorun bile olmazdı asla.  
Daha çok riske girerdim.  
Seyahat ederdim daha fazla.  
Daha çok güneş doğuşu izler,  
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.  
Görmediğim bir çok yere giderdim.  
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.  
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.  
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.  
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.  
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.  
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.  
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,  
Gitmeyen insanlardandım ben.  
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.  
Eğer yeniden başlayabilseydim,  
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.  
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.  
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,  
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.  
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...  
ÖLÜYORUM...  
       
J.L.BORGES