dünüm, bugünüm, yarınım. öteki yarım. bugün İYİ Kİ olmuş ve İYİ Kİ tanrım yollarımızı kesiştirmiş. İYİ Kİ o güzelim temmuz akşamı karşıma çıktın. İYİ Kİ o güzelim mavilere tutuldum ben. hala yüreğimdeki kuşları göklere çıkaran adam, aşkım, dostum, sırdaşım, kocam. umarım hep yanımda olursun. birlikte geçirdiğimiz her güne gülümseyerek bakıyorum ve birlikte geçireceğimiz her yeni gün de mutlu edecek beni biliyorum. huysuz bir ihtiyar olduğumda da beni bu kadar çok sever misin? ben... :)
Çarşamba, Mart 12, 2014
Salı, Mart 04, 2014
hastane mi? pehh..
bu yazıyı yazmak boyun borcudur, ondan yazıyorum. yoksa hiiiç mecalim yok aslında. sağlık sektörüne, bazı doktorlara selam olsun.
aaa atlamadan bir selam da çocuğunu hasta hasta okula gönderen, diğer çocukları bir tarafa bırak kendi çocuğunu şu kadarcık düşünmeyen annelere gelsin..
cumartesi gecesi boğazım çok acıyor diye zırıltı başladı ve gece ateşi çıktı kuzimin. kendi doktoru pazar çalışmadığından medilife yolunu tuttum, boğaza antibiyotik verilecek belli. verdi, yanında da hiç alakasız bir öksürük şurubu yazmış gram öksürüğü yok kuzimin, bana da soğuk algınlığı için yazdım diyor doktor bozuntusu. tabi onu almadım, antibiyotiği verdim. öğleden sonra ateş yükseldi, duşa sokuyorum, ılık kompres, faydasız. durum çok feci olmasa da gece olacak belli. yine tuttum hastanenin yolunu. aynı hastanede başka bir doktor daha var dediler, halil bey! sabahki gıcıktansa buna gideyim dedim, iyi halt ettim. serum takalım dedi, yok dedim. iğne vuralım, serum istemem. tamam dedi, iğneyi yazdı, elime tutuşturdu. iğneden sonra 1 saat hastanede kalın! o sırada da reçeteyi düzenliyor. kağıda baktım, bakakaldım! novocef, prednol, novalgine!! doktor bey bu prednol, kortizon olan prednol mü? (babacığımın alerjisi olan kortizon üstelik) ya iyi de neden şimdi kortizon veriyorsunuz ki! (allahım iyi ki seruma onay vermemişim, içine ne koyduğuunu bile bilmeyecektim) ben kilosuna baktım, merak etmeyin, ateşte kullanıyoruz sıklıkla. hadi yaa.. allahın selameti başına dedim ve medilife'yi terk ettim. oradan kolan hastanesine. orası da hırlı sanmayınız. hepsinin köküne kibrit suyu. oradaki doktor tecrübeli belli, daha bir ümitliyim. direk boğaza bakıp beta var dedi önce, sonrasında da kan tahlili istedi. odasına bir güzel kustu kuzim bu sırada, utanmıştım önce ama ohhh iyi etmiş. bu arada değinmeden etmeyelim, sözde özel hastaneler, yatağa kağıt havlusuna kadar kendim serdim, eskiden kraliçe gibi ağırlanırdık noldu ki bunlara :))
sonuçlar çıktı, kanda mikrop var. tamam! iki farklı iğne yazdı, yarım saat arayla vurulacakmış, sonrasında da 5'erden 10 iğne sabah akşam. yarım saat arayla kısmına takıldım ben, yahu ağır gelmez mi? iğnelerin biri penisilinmiş bu arada, önce test dedi hemşire. penisilin olmayanı vurdu, diğeri için bekliyoruz, ben vurdurmam bunu dedim sevgiliye. ya olur mu, doktor yazdı niye uzatıyorsun dedi ama o da rahatsız. git sor tekrar için rahat değil. emin bey'i aradım, durumu anlattım, sakın ha dedi, diğerini sakın vurdurma! yarın buraya getir, bu akşam o iğne ona yeter. canım doktorum, Emin Mindan. aynen dediği gibi gece ateş düştü, diğer iğnelere de gerek kalmadı, şurupla devam ediyoruz. evet, mikrop çıkmış kanında ama bu kadarına gerek yok!
bu doktorlar iyi biliniyor, neden? iğneyi sabah akşam daya çocuğa, iyileşir tabi. ohh günü kurtardık, peki ya sonrası?
kuziyi oyuncak gibi kursam da bir daha tatil günlerinde hasta olmasa..
aaa atlamadan bir selam da çocuğunu hasta hasta okula gönderen, diğer çocukları bir tarafa bırak kendi çocuğunu şu kadarcık düşünmeyen annelere gelsin..
cumartesi gecesi boğazım çok acıyor diye zırıltı başladı ve gece ateşi çıktı kuzimin. kendi doktoru pazar çalışmadığından medilife yolunu tuttum, boğaza antibiyotik verilecek belli. verdi, yanında da hiç alakasız bir öksürük şurubu yazmış gram öksürüğü yok kuzimin, bana da soğuk algınlığı için yazdım diyor doktor bozuntusu. tabi onu almadım, antibiyotiği verdim. öğleden sonra ateş yükseldi, duşa sokuyorum, ılık kompres, faydasız. durum çok feci olmasa da gece olacak belli. yine tuttum hastanenin yolunu. aynı hastanede başka bir doktor daha var dediler, halil bey! sabahki gıcıktansa buna gideyim dedim, iyi halt ettim. serum takalım dedi, yok dedim. iğne vuralım, serum istemem. tamam dedi, iğneyi yazdı, elime tutuşturdu. iğneden sonra 1 saat hastanede kalın! o sırada da reçeteyi düzenliyor. kağıda baktım, bakakaldım! novocef, prednol, novalgine!! doktor bey bu prednol, kortizon olan prednol mü? (babacığımın alerjisi olan kortizon üstelik) ya iyi de neden şimdi kortizon veriyorsunuz ki! (allahım iyi ki seruma onay vermemişim, içine ne koyduğuunu bile bilmeyecektim) ben kilosuna baktım, merak etmeyin, ateşte kullanıyoruz sıklıkla. hadi yaa.. allahın selameti başına dedim ve medilife'yi terk ettim. oradan kolan hastanesine. orası da hırlı sanmayınız. hepsinin köküne kibrit suyu. oradaki doktor tecrübeli belli, daha bir ümitliyim. direk boğaza bakıp beta var dedi önce, sonrasında da kan tahlili istedi. odasına bir güzel kustu kuzim bu sırada, utanmıştım önce ama ohhh iyi etmiş. bu arada değinmeden etmeyelim, sözde özel hastaneler, yatağa kağıt havlusuna kadar kendim serdim, eskiden kraliçe gibi ağırlanırdık noldu ki bunlara :))
sonuçlar çıktı, kanda mikrop var. tamam! iki farklı iğne yazdı, yarım saat arayla vurulacakmış, sonrasında da 5'erden 10 iğne sabah akşam. yarım saat arayla kısmına takıldım ben, yahu ağır gelmez mi? iğnelerin biri penisilinmiş bu arada, önce test dedi hemşire. penisilin olmayanı vurdu, diğeri için bekliyoruz, ben vurdurmam bunu dedim sevgiliye. ya olur mu, doktor yazdı niye uzatıyorsun dedi ama o da rahatsız. git sor tekrar için rahat değil. emin bey'i aradım, durumu anlattım, sakın ha dedi, diğerini sakın vurdurma! yarın buraya getir, bu akşam o iğne ona yeter. canım doktorum, Emin Mindan. aynen dediği gibi gece ateş düştü, diğer iğnelere de gerek kalmadı, şurupla devam ediyoruz. evet, mikrop çıkmış kanında ama bu kadarına gerek yok!
bu doktorlar iyi biliniyor, neden? iğneyi sabah akşam daya çocuğa, iyileşir tabi. ohh günü kurtardık, peki ya sonrası?
kuziyi oyuncak gibi kursam da bir daha tatil günlerinde hasta olmasa..
Pazartesi, Ocak 27, 2014
Salı, Ocak 14, 2014
Cuma, Ocak 03, 2014
bir kolunda tadeşim yatıyordu, gel babasının canı dedin diğerine de beni yatırdın. çok mutlu ve neşeliydin her zamanki gibi. sonra sordum sana nasıl olur diye, sen gitmiştin ya, neler oluyor? çok özledik ya birbirimizi, ondan geldim ben dedin ve öyle sarıldım ki sana, öyle gerçekti ki, hiç uyanmak istemedim, hiç..
Perşembe, Aralık 19, 2013
her düşündüğümde yeni gitmişsin gibi. yüreğim delicesine sıkışıyor şimdi. hayal mi gerçek mi? hiç kabul edemeyecekmişim gibi. küçük kızının kalbindeki büyük kahraman, hiç gidebilir misin sen? çocukluğumun, ilk gençliğimin idolü. sevmeyi, affetmeyi, vicdanı, kalp kırmamayı öğrendim senden en çok babam. her kızın babası özeldir ama benim babam.. güzel babam. sanki başkası için yazıyorum tüm bunları. şimdi telefonda b harfine bassam, babiştri yazacak ve ben arayacağım seni, her günkü gibi. yine kaymağım nasılsın diye açıp telefonu laflayacaksın benimle. ettiğim şikayetlere; üzülme babasının gülü, boşver sıkma canını diyeceksin, ben siz üzülünce çok üzülüyorum. çok ama çok mutluyduk biz, her zaman. aklımda hep gülen yüzün, kulağımda şefkat dolu, neşeli sesin. hayatı boşverişin, mutluluk oyunların.
denizde vedalaştım seninle, bizim denizde. hani inerken sağlam basın, bak bu kaya yosunlu, düşersiniz diye öğrettiğin denizde. birlikte midye topladığımız kayaların oradan hani. her girdiğimizde kahkahalarımızın kıyıdan duyulduğu, yüzmeyi öğrettiğin denizde. annemin balkondan kahvaltı hazır eve gelin diye işaret ettiği denizde. sırtüstü yatıp diktiğin akasyaların aksinde gökyüzüne bakıp huzurla dolup taştığım denizde. gözyaşlarımın tamamını deniz alır, içimdeki yangını hafifletir sanmıştım, yanılmışım. beni izliyorsun biliyorum. yüreğimin en derinliklerindesin her zaman. seni çok özledim..
Cuma, Kasım 15, 2013
Çarşamba, Kasım 13, 2013
bugün bunu sevdim..
"Büyükbabam, herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı, derdi. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da bir çift ayakkabı. Ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün zaman gidebileceği bir şey, öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler. Ne yaptığın önemli değil, derdi, yeter ki sen ellerini onun üstünden çektiğin zaman, ona dokunduğun zamanki halini değiştiren bir şey yapmış olasın. Otları sadece biçen bir adamla, gerçek bir bahçivan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Otları biçen adam orada hiç bulunmamış gibidir, fakat bahçivan ömür boyu oradadır."
Salı, Kasım 12, 2013
dişlek kitap kurdum :)
-çok çok sevdiğin ve beklediğin bir yere gidicez annecik haftaya, bil bakalım nereye?
-kitap fuarına mı? yup yup!!!
kitap aşığı kuzum benim. yine düştük tüyap yollarına güle eğlene. heyecanla girdik içeri, hemen günışığı çarptı gözümüze ve tabi ki en en en çok sevdiği yazar kuzumun. behiç ak! en çok sizin için geliyoruz biliyor musunuz buraya dedim, inanamadı, daha çok küçük ama! küçük ama o hep kitap kurduydu. benden dinlerken bayılırdı, bir süredir kendi okuyor, hem de ne okuma, kitaplara tapıyor. sizin öyle çok kitabınız var ki bizde. yine dili tutuldu bizimkinin, oysa biliyorum ki behiç ak kitaplarıyla ilgili söyleyecek ne çok sözü vardı. birkaç kitap daha aldık tabi, ama yanında "uyurgezer fil"i getirmişti kuzum özellikle imzalatmak için. 3 yıldır gidiyoruz, tanısın isterdim aslında. benimki de laf işte, adam ne yapsın her geleni nasıl hatırlasın. belki seneye..
çok sevdiği bir Mini Dizisi var kuzinin, altı kitabı var ve hepsine de bayılıyor. yazarı christine nöstlinger diye bir zat-ı muhterem. tutturdu onu da görmek istiyorum diye. oofff kuzim, niye bu kadar zorsun. yabancı yazar, başka dilde yazıyor, burada değil, kitapları türkçe'ye çevriliyor deyince ortaya bir de çeviri muhabbeti çıktı şimdi. evdeki kitapların yazarları incelenip çeviriyi kim yapmış diye bakmalar, oyyyy.
neyse biz yine oradan oraya atladık, iş bankası yayınlarına geldik, sakar cadı vini'nin nasıl olduysa bizde olmayan bir kitabını bulduk, birkaç rıfat ılgaz kitabı aldık, çok hoşlandım. tutturdu bilim kitapları diye. önce tübitak, ardından national geographic kids. evde olmayanı bulmak da mesele, yahu servet dökmüşüm be. bu sırada bana asla kitaplara bakma izni yok! uçanbalık çıktı karşımıza en son ve ayla çınaroğlu. allahım ne tatlı bir kadın, üç yıldır ona da gideriz biz. çok küçükken aldığım minik kitapları vardı, balık, kuş, kedi diye. kuzi ezberden okurdu, benim bile hala aklımda; "babam bir balık aldı bana, minik balığım yapayalnız kavanozunda.." sonra üç kuzucuğun maceraları. harika hikayeler ve resimler. daha kalın kitaplarına daldık tabi, imzalattık güzelce. tesadüf ya bu yıl da 17 kitap almışız. çok çok güzel bir fuar günü daha. bu rutin hep devam etmeli, edecek de biliyorum, zehri aldı ne de olsa :))
Çarşamba, Kasım 06, 2013
kulakları küpeli..
okul bahçesinde bir deli kadın, saklambaç oynuyor! yapacak birşey yok, kuzi istiyor; "lütfen ane, lütfeeen"
ne de olsa biliyor, bu deli benim istediğim manyakça şeylere ne zaman hayır dedi ki şimdi desin. ardından daha fenası, ebe tura bir-iki-üç.şükür uzun eşek bilmiyor :)) allahım kimse izliyor mu beni, çantam da kolumda, montu çıkarsam mı? amaaan izlerse izlesin, nolmuş yani. kuzi mutlu, ben mutlu, dua etsinler kaydırağı kullanmadım :))
ne de olsa biliyor, bu deli benim istediğim manyakça şeylere ne zaman hayır dedi ki şimdi desin. ardından daha fenası, ebe tura bir-iki-üç.şükür uzun eşek bilmiyor :)) allahım kimse izliyor mu beni, çantam da kolumda, montu çıkarsam mı? amaaan izlerse izlesin, nolmuş yani. kuzi mutlu, ben mutlu, dua etsinler kaydırağı kullanmadım :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










