
Pazartesi, Ocak 04, 2010
ünye'ye gidelim!!!
tutturdu!
-hadi anne ünye'ye gidelim
-tamam annecik, uçak bileti alırım ben, gideriz seninle
-hayır hayır, ben uçak sevmiyolum. uçağa binmeyelim.
-e nasıl gidicez o zaman?
-yürüyerek gidelim
-nasıl yani???
-sen şimdi kucağına al beni
-eee
-kabanımızı giyelim, gidelim
-annecik orası çok uzak gidemeyiz
-uzak değil değil!!!
ağlama, zırlama, nefesi kesildi. ikna edelim diye göbeğimiz çatladı. göksu da göksu...
-hadi anne ünye'ye gidelim
-tamam annecik, uçak bileti alırım ben, gideriz seninle
-hayır hayır, ben uçak sevmiyolum. uçağa binmeyelim.
-e nasıl gidicez o zaman?
-yürüyerek gidelim
-nasıl yani???
-sen şimdi kucağına al beni
-eee
-kabanımızı giyelim, gidelim
-annecik orası çok uzak gidemeyiz
-uzak değil değil!!!
ağlama, zırlama, nefesi kesildi. ikna edelim diye göbeğimiz çatladı. göksu da göksu...
Perşembe, Aralık 31, 2009
vee sinema
öğrenciliğimden sana kadar haftada en az bir kez gittiğim sinemaya senden sonra hiiiç gidemez oldum. dün yolda kafama tak etti. bu akşam gitmeliyiz. kuzum sana ne desek de ağlamasan. babacığın başı ağrıyor, doktora gidicez dedim. yalancıyım bennn. affet beni. gidene kadar 3 dakikada bir babayı doktora götürüceksin deyip gözümün içine baktın. bu sırada da suluboya yaptık, ama ne yapış. patatesi bastırıyorsun, tam çıkmazsa yapamıyolum yapamıyoluuum diye ağlayıp duruyorsun. böyle şeylere ağlamazsın, bilmez miyim ben seni. gitmek var ya kafanda sinirlerin bozuk. blöf yapıyorum, istersen sen de gel annecik bizimle! hayır hayır gelmem. peki sen bilirsin kuzu. bizden sonra da sebepsiz bir ağlamaya tutulmuşsun. gece yine elin boynumda yattın, dokunursam gidemez diye. vicdanım sızlamadı değil, ama babacıkla zaman geçirmeye de ihtiyaç var, yalnız, başbaşa, elele. senin de alışman lazım bazen gitmemize. zaten şunun şurasında kaç kere bıraktık ki seni, bir elin parmaklarını geçmez. herhalde bu yüzden gidişler bu kadar koyuyor sana.
neyse gelelim filme. seni bırakmaya değdi mi? değmediiii. tek iyi şeyi vardı levent yüksel. bir şarkı bu kadar güzel söylenir. sabah ilk iş onu dinlemek oldu.
farkettim de, sevgiliyle gece gezmelerine biraz ağırlık verme zamanı gelmiş de geçiyor.
Salı, Aralık 29, 2009
akvayyuma gittim



baktık ki bizim kızın babasının akvaryumunu görmesi gelinlik çağına falan gelebilir, bir gidip görelim dedik turkuazoo'yu. kuzu bahane, anneciğin çok göresi var akvaryumu, meraktan çatlıyor :)
fotoğraflara bakınca muhteşem görünmüyor -acemi olunca bu loşlukta çekim yapmak imkansız- ama gerçekten de çok güzel. yukarıdaki kocaman balıkla uzun uzun bakıştık mesela, o kadar ilginçti ki. kadife gibi, dokunmak istedim. altındaki süslü balık, kuzu bayıldı.hele bir tank vardı ki fotoğrafları hiiiç güzel çıkmamış ama akvaryumun ennnn güzel tankıydı. içi minnacık "nemo"larla dolu. karşısından uzun süre ayrılamadım. filmin yapımcılarına da bir kez daha hayran kaldım. hele "dori"yi görünce emre'yle koptuk. ah ah daha nasıl anlatsam. kuzu dalgıcın peşinde, "dalgıç adam" nerde anne, bulalım. yukarıdaki ilginç yengece dokundu hanım. telefonda göksu'ya anlatıyor;
-ben yengece dokundum, çok sevdim, hiç korkmadım. ben akvayyuma gittim, ahtapot göydüm, sekiz tane kolu vardı. nemolar göydüm, tünele girdim. üstümüzden köpekbalığı geçti, dişleri vardı. deniz kaplumbağası gördüm, annem fotoyafımızı çekti. kaplumbağalar evlerini sırtında taşıır. sivri dikenleyini arkadaşlarına batırmayan (ayla çınaroğlu-balık) deniz kestanesi göydüm!
ne denir ki ZİLLİ...
ortaya karışık
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
































