Cuma, Mart 05, 2010

peri oldum, liliperi

liliperi

bir ampul resmi bulup koysaydım kendi fotoğrafıma bu olayı tam anlatırdı. arkasına birşey takmış, ben arı oldum dediğinde işte o ampul yandı, kaç vat bilmiyorum, yüksek olduğu kesin. kanatlar var, mor tüllü eteğini giydiririm, mor taç da var, iyi de sihirli değnek? evreka! oklava! kurdele! ucuna? yıldız pasta kalıbı, hımmm. gözlerle yanaklara biraz mor far. tamamdır!



periler nasıl ses çıkarır?
periler hayvan mı?
eee, ben, şeyyy

bütün akşam uçtu, koştu. elindeki değnekle "abradakabra, pokus pokus"
elinden gelse onlarla yatardı.
hatta dişlerini bile kostümle fırçaladı. bööyle dişlerini gösterip sırıtması ondan. bir de hemen sorar;
-dislerim nasıl görünüyor? güzel kokuyor mu?
karşısında sırıtıp dişlerini gösteren babasını, "sen dislerini fığçalamadın, hiç güzel görünmüyor" diyerek morarttı hanımefendi. napalım o da fığçalasaymış!

Perşembe, Mart 04, 2010

yavru kangurummm

yine aldık hamurları elimize

başladık mıncıklamaya
tutturdu kanguru yapalım diye. bir yavru ve anne kanguru yaptım ben de güdüsel olarak. baba yapalımmm diye bir uyarı. yaptık hemen, elimiz mahkum. yetmedi karnımıza soktuk birer ayıcık, zıpladık evde kanguru olduk. allah'tan benimle fotoğrafı yok. annem biz zıplarken bakıp bakıp cıkcıkcık...anne tanımadın mı kızını hala yaaa

eğlenceye devam

çok eğleniyoruz biz. akşam eve gidince kapıda ağzı kulaklarında zıplayan bir kuzu. beni nereye götürüceksin? bana ne aldın? bu akşam ne yapıcaz? annemle bu kadar oynamış olamam, mümkün değil. herhalde acısını çıkarıyorum. kırtasiyemde yok yok. kafamıza göre çalışmalar yapıyoruz, o istiyor ben yapıyorum şu anda. beraber yapabileceğimiz zamanlar çok uzak mı acep?
ona bakarlarken hepsinin gözünde gördüğüm şey aynı; küçüklüğüm. ananem, dayım, dedem gözlerinde öyle bir özlemle seyrediyorlar ki. ama burada da pabucumun dama atıldığını anlamış bulunuyorum. içeri girdikten uzun bir süre sonra ananem bana da sarıldı! oysa ben hep ilk gözağrısı olarak tüm torunların önündeydim, bir zamanlar!
işte o malum otobüs faciası, bahsettiğim gözleri görmek içindi. iyi ki görmüşüz...

Çarşamba, Mart 03, 2010

benler

anne ruhum devrede;  evimde olsam, yemekler yapsam, dekorasyonla ilgilensem, yeni şeyler denesem. evimin kadını çocuklarımın annesi olsam modundayım (60'lı yıllarda yaşasam çok iyi ev kadını olurdum diye bir iddiam vardı bir zamanlar).günlere gidiyorum, ilginç tarifler deniyorum, alışveriş, gezme derken; iş kadını ruhum devreye giriyor. çalışma hayatı gerek bana, evde hayat geçer mi. bana ait bir yer olmalı. komşu fırın şubesi açsam ya (istedim ama vermediler). güzel kokular içinde güleryüzlü bir işletmeci olsam. kuzuyu okuluna bırakıp koştura koştura dükkanıma gelsem, tazecik bir bademli kurabiyeyi mideye indirsem, tadına vara vara. akşamları bol gezmeli geçse. yeni yerler keşfetsek boncuğumla, bol sohbetli... yurt dışına mı taşınsak? yeni insanlar, görülecek yerler.derken seyahat ruhum fırtlıyor. dünyada görülecek ne çok yer var, hepsine nasıl yetişirim. sırt çantamla  tibet senin,  avustralya benim :) hayır hayır, yerleşik hayat olmalı. etrafımda tanıdıklar olmalı, aynı dili konuşmalıyız bakkalla, yabancı gözler bana göre değil diyen memleketçi ruhum devreye girmiş bile. ünye'de mi yaşasak acaba. sakin günler, su böreği, baklava, ev gezmeleri.sürten ruhum taksimi buldu çoktan, pasajlar didik didik edildi. görmediğim ara sokak kalmasın, incik boncuk almalıyım, hatta yapmalıyım. hiçbir filmi kaçırmadan, orda burda fink atmalıyım. melankoli gelmeee. sadece deniz sesi, kokusu.birkaç adım var aramızda. yayılmışım hamağa, elimde uçurtma avcısı. hafiften güneş, beyaz tüller. sıcacık kumlara basıyorum ve serinliğin ortasındayım. sırtüstü yatarken denizde, hiç dinlediniz mi o maviliğin sessiz sesini.  ayy çık çık dayanamıyorum, atlarsam şimdi marmara'ya hayallerin hepsi cup suya...

Pazartesi, Mart 01, 2010

kaptan kuzu sparrow :))

ben: en iyi yardımcı kadın oyuncu

kuzu film iftiharla sunar

BİR OTOBÜS FACİASI

yapımcı ve yönetmen: eylül
oyuncular: eylül, fatoş, ayşe

iki saatlik bir otobüs yolculuğunun nasıl büyük bir faciaya dönüştüğü konusunu irdeleyen film şöyle gelişiyor;
yanlış bir karar vererek otobüsü tercih eden anne( fatoş), nanneyi(ayşe) de alarak kuzuyla( eylül) büyükanne ve büyükbabayı ziyaret için yollara düşer. işte herşey otobüse binmeleriyle başlar. oscarlara gelesice kuzu, filmdeki canavar rolünü hakkıyla oynayarak gidişi bir faciaya dönüştürmeyi başarır. vardıklarında oflayıp puflayan anne ve nanne, başlarına ne geleceğinden habersiz güzel bir gece geçirirler. asıl facia dönüş yolundadır. oturmak bilmeyen, sürekli konuşan, beyin yiyen kahramanımız bu haliyle yine de çekilir durumdayken, birden içine giren canavarı durduramaz. FLASHBACK-annenin çocuksuzken gittiği yolculuklarda anne ve çocuğa bakıp üzüldüğü, kadına hep acıdığı, diğer yolculardan bazılarının cıkcıkcık'larıyla kadının daha da ezilip büzüldüğü zamanlar gelir aklına- Kuzu çığrından çıkar, tüm gücüyle ağlamaya başlar. konuşmak, güldürmeye çalışmak ve hatta çantadan çıkarılan gofret bile fayda etmez. babanın aramasından sonra telefonu niye kapattııın diye ağlanır. tekrar aranıp konuşturulduğu halde tekrar niye kapattııın diye ağlanır ve bu böyle sürer. ağzına iki tane patlatsam diye aklından geçiren anne, sabırla direnir. otobüsten inenler bu çocuğa bakmak için sıraya girerler. onları almaya gelen baba şaşkınlık içerisindedir, niye sürekli beni aradınız? anlatmaya çalışmak yerine durumu anlaması için arabaya binilir ve eve gidene kadar baba da benzer bir zulme tanıklık eder. sinemaseverlerin beğenisine...

Perşembe, Şubat 25, 2010

:)

görkem: eylül, anneyle baba sana kardeş yapsınlar mı? ister misin?
kuzu: hayııır! kardeş oyuncaklarımı alır!


babası çoook geciken kuzu:
-allah allah, bu babam da nerde kaldı?

kınama

ben bu fotoğrafları çekerken yanıma gelip burada fotoğraf çekmek yasak diyen ismini vermeyeceğim kitap&müzik market görevlisine sorduğum "niye burası tiyatro mu?" sorusunun beni hiiiç tatmin etmemesi, oradan hemen ayrılmadan önce "niye, ben fotoğraflarla giriş çıkışları belirleyip soygun planı mı yapıcam?" diyerekten bağıramadığım için kendimi kınıyorum. zaten sizi  hiç sevmezdim, babanızı da...


ben de kendimi duvarı fotoğraflarla kaplayarak sakinleştirdim, ohhh