Salı, Mart 16, 2010

kıkırdak

kitap kurdu yine sayfaları hatmederken şebeklikten de geri kalmadı
ve sanki onun doğumgünüymüş gibi pastaya el koydu
tabi ki el koymakla kalmadı! tüm vücut çalıştı!
zevkten dört köşe vaziyette
kıkır kıkır kıkırdayarak pastanın tadına vardı.koptuk!

Pazartesi, Mart 15, 2010

geçen hafta










işte biz taa geçen hafta sonu buralardaydık. çok tembelim çoook. cumartesi deniz fındığıyla birlikteydik. kuzu da bir afra bir tafra. kendinden küçüklere bakmaz olmuş da haberim yok. bir zamanlar kendisi de aynı durumdaydı, büyükler ona bakmazdı, sarılıp dururdu. intikam alıyor besbelli. bu fındıktan da intikam alınır mı ya?
pazarsa klasik yerimizde sıcak çikolatalı tart ve en güzelinden latte. değmeyin keyfimize...

Cuma, Mart 12, 2010

İYİ Kİ




dünüm, bugünüm, yarınım. öteki yarım. bugün İYİ Kİ olmuş ve İYİ Kİ tanrım yollarımızı kesiştirmiş. İYİ Kİ o güzelim temmuz akşamı karşıma çıktın. İYİ Kİ o güzelim mavilere tutuldum ben. hala yüreğimdeki kuşları göklere çıkaran adam, aşkım, dostum, sırdaşım, kocam. umarım hep yanımda olursun. birlikte geçirdiğimiz her güne gülümseyerek bakıyorum ve birlikte geçireceğimiz her yeni gün de mutlu edecek beni biliyorum. huysuz bir ihtiyar olduğumda da beni bu kadar çok sever misin? ben... :)


Pazartesi, Mart 08, 2010

haftanın sonuuu

-çok acıyor parmağııım
-ne oldu annecik? bakalım. hımm derisi kalkmış, geçer şimdi.
-otursun derisi yerine! oturmadı, acıyoooo
annesine çook kızan kuzu gözlerini kocaman açarak annesine doğru dik dik bakar;
-bak gözlerime, bak, kızıyorum sana
nerden öğreniyor bilmiyorum ki :p

Cuma, Mart 05, 2010

peri oldum, liliperi

liliperi

bir ampul resmi bulup koysaydım kendi fotoğrafıma bu olayı tam anlatırdı. arkasına birşey takmış, ben arı oldum dediğinde işte o ampul yandı, kaç vat bilmiyorum, yüksek olduğu kesin. kanatlar var, mor tüllü eteğini giydiririm, mor taç da var, iyi de sihirli değnek? evreka! oklava! kurdele! ucuna? yıldız pasta kalıbı, hımmm. gözlerle yanaklara biraz mor far. tamamdır!



periler nasıl ses çıkarır?
periler hayvan mı?
eee, ben, şeyyy

bütün akşam uçtu, koştu. elindeki değnekle "abradakabra, pokus pokus"
elinden gelse onlarla yatardı.
hatta dişlerini bile kostümle fırçaladı. bööyle dişlerini gösterip sırıtması ondan. bir de hemen sorar;
-dislerim nasıl görünüyor? güzel kokuyor mu?
karşısında sırıtıp dişlerini gösteren babasını, "sen dislerini fığçalamadın, hiç güzel görünmüyor" diyerek morarttı hanımefendi. napalım o da fığçalasaymış!

Perşembe, Mart 04, 2010

yavru kangurummm

yine aldık hamurları elimize

başladık mıncıklamaya
tutturdu kanguru yapalım diye. bir yavru ve anne kanguru yaptım ben de güdüsel olarak. baba yapalımmm diye bir uyarı. yaptık hemen, elimiz mahkum. yetmedi karnımıza soktuk birer ayıcık, zıpladık evde kanguru olduk. allah'tan benimle fotoğrafı yok. annem biz zıplarken bakıp bakıp cıkcıkcık...anne tanımadın mı kızını hala yaaa

eğlenceye devam

çok eğleniyoruz biz. akşam eve gidince kapıda ağzı kulaklarında zıplayan bir kuzu. beni nereye götürüceksin? bana ne aldın? bu akşam ne yapıcaz? annemle bu kadar oynamış olamam, mümkün değil. herhalde acısını çıkarıyorum. kırtasiyemde yok yok. kafamıza göre çalışmalar yapıyoruz, o istiyor ben yapıyorum şu anda. beraber yapabileceğimiz zamanlar çok uzak mı acep?
ona bakarlarken hepsinin gözünde gördüğüm şey aynı; küçüklüğüm. ananem, dayım, dedem gözlerinde öyle bir özlemle seyrediyorlar ki. ama burada da pabucumun dama atıldığını anlamış bulunuyorum. içeri girdikten uzun bir süre sonra ananem bana da sarıldı! oysa ben hep ilk gözağrısı olarak tüm torunların önündeydim, bir zamanlar!
işte o malum otobüs faciası, bahsettiğim gözleri görmek içindi. iyi ki görmüşüz...

Çarşamba, Mart 03, 2010

benler

anne ruhum devrede;  evimde olsam, yemekler yapsam, dekorasyonla ilgilensem, yeni şeyler denesem. evimin kadını çocuklarımın annesi olsam modundayım (60'lı yıllarda yaşasam çok iyi ev kadını olurdum diye bir iddiam vardı bir zamanlar).günlere gidiyorum, ilginç tarifler deniyorum, alışveriş, gezme derken; iş kadını ruhum devreye giriyor. çalışma hayatı gerek bana, evde hayat geçer mi. bana ait bir yer olmalı. komşu fırın şubesi açsam ya (istedim ama vermediler). güzel kokular içinde güleryüzlü bir işletmeci olsam. kuzuyu okuluna bırakıp koştura koştura dükkanıma gelsem, tazecik bir bademli kurabiyeyi mideye indirsem, tadına vara vara. akşamları bol gezmeli geçse. yeni yerler keşfetsek boncuğumla, bol sohbetli... yurt dışına mı taşınsak? yeni insanlar, görülecek yerler.derken seyahat ruhum fırtlıyor. dünyada görülecek ne çok yer var, hepsine nasıl yetişirim. sırt çantamla  tibet senin,  avustralya benim :) hayır hayır, yerleşik hayat olmalı. etrafımda tanıdıklar olmalı, aynı dili konuşmalıyız bakkalla, yabancı gözler bana göre değil diyen memleketçi ruhum devreye girmiş bile. ünye'de mi yaşasak acaba. sakin günler, su böreği, baklava, ev gezmeleri.sürten ruhum taksimi buldu çoktan, pasajlar didik didik edildi. görmediğim ara sokak kalmasın, incik boncuk almalıyım, hatta yapmalıyım. hiçbir filmi kaçırmadan, orda burda fink atmalıyım. melankoli gelmeee. sadece deniz sesi, kokusu.birkaç adım var aramızda. yayılmışım hamağa, elimde uçurtma avcısı. hafiften güneş, beyaz tüller. sıcacık kumlara basıyorum ve serinliğin ortasındayım. sırtüstü yatarken denizde, hiç dinlediniz mi o maviliğin sessiz sesini.  ayy çık çık dayanamıyorum, atlarsam şimdi marmara'ya hayallerin hepsi cup suya...