Cuma, Haziran 10, 2011

dondurma aşkı


-eylül, bu hayatta yemekten hiç sıkılmayacağın şey ne?
-magnummm :)))





oyun oynarken söylenen bir cümle;
-sanırım hayalgücüm bana oyun oynuyor!
çok mu büyüdün be annecik...

Çarşamba, Haziran 08, 2011

kısa kısa...

 kiraz yiyoruz;
-eylül, artık yeter mi?
-hayır anne, benim bir an önce büyümem lazım!
-yine niye büyümek istedin bakalım?
-koltuğa sırtımı dayayıp oturunca ayaklarımı yere vurabilmek istiyorum!
-hımmm, biraz daha uzaman gerekiyor yani
-evet, deniyorum deniyorum, bir türlü olmuyor!
***
akşam sarmaş dolaş yataktayız, öpücüklere boğduğu halde;
-anne, yatmadan son kez öpebilir miyim?
-öp annecik yerim seni
-anne, yanağının kokusunu özlemişim
mutluluk!!!
***
gece rüya görmüş zilli, ne gördüğünü sorduğumda hatırlamadığını söyledi.
sonra da sanırım buna bir çare bulmaya karar verdi;
-anne, rüya görürken sen fotoğrafını çeksen rüyamı unutmam!
***

Pazartesi, Haziran 06, 2011

doktor kuzu

ters bir kız benim kuzum, enteresan bir kişilik. üç küçük domuz masalını canlandırıyor babasıyla. bizimki sıkılmış! artık üç küçük kurtçuk olsun bunlar, domuzcuk gelip evlerini üfleyip püflesin. masal tersine dönmüş yani. benimle oynadı geçenlerde. gülmekten kırılıyorum tabi. kurtçuklar zavallı zavallı kaçıyor, domuz peşlerinde. en son domuz bacadan girdi ve kaynar kazana düştü. ben zannettim oyun bitti. hayııır, poposu yanan domuz doktor maymuna götürüldü. tedavi nasıl oldu dersin;
- anne bak, poposu yandı, doktor maymun ona hametanla bepanteni karıştırıp sürüyor, iyileşir şimdi.
ilaç da yazmaya başladı, oy oy oy...

Perşembe, Haziran 02, 2011

Salı, Mayıs 31, 2011

**aşçıbaşı**






ahh çok becerikli, hem de çok dilli. kıymaya karabiber koydun mu anne, bunun yoğurt çorbası olduğuna emin misin nanesi nerde? deli mi ne...
ben yıkarım, ben yoğururum, ben doldururum, ben karıştırırım. bir kocaman eşşek!
bunlar yapılmadan önce de illa önlükler ve şapkalar takım olarak giyilecek!

biberi yemek istemeyen kuzu  kendi doldurduğu biberleri afiyetle indirdi mideye. hatta ertesi gün yaptığı türlüyü bile yedi ki kendisi patlıcanı, kabağı falan sevmiyorum diye iten bir kişiliktir.
yaniii yemek yapma etkinliğiiii hem birlikte zaman geçirme açısından mükemmel, hem yemek yapmak zorunda olduğundan onu yanlız bırakmanın verdiği dayanılmaz vicdan azabını engelliyor, hem dee sebze yediriyor, daha ne olsun :)) 

Cuma, Mayıs 27, 2011

top secret!!!

şşşşt! gizli görüntüler. istanbul akvaryumdan. yakında açılacak.
çok güzel oldu çok!





birileri bir yerlerde harika işler yapıyor :)

Perşembe, Mayıs 26, 2011

serenade nadia...

Kitap Hakkında:
 Roman okumak istiyorsanız…
Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar.
1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli’nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.


kitabın güzel olması yetmez bazen onu zevkle okumak için.  ruhun en elverişli zamanı gerekir. serenad çok mu iyiydi yoksa okumam için mükemmel zamanda mı gelmişti  diye düşünüyorum. galiba ikisi de, yani mükemmel birliktelik.
 internetten kuzuya kitap sipariş ederken hiç aklımda yokken verdim siparişini. beni al dedi sanki! demek ki zamanını bekliyormuş diyorum şimdi. günümüzün koşturmalı, yaşamayı unuttuğumuz hayatından eskilere götürüyor livaneli. yaşanılan zulmün, eziyetin yanında  max'in aşkı. buruk buruk oldu yüreğim. öyle sürükleyici, öyle elinden düşmeyen bir kitap ki. hani her "an"ı ona ayırmaya çalıştığın cinsten. zülfü livaneli'nin pek çok kitabını okudum. mutluluk ve leyla'nın evi unutulmazlardandı. yanlarına bir dost daha geldi diyelim.
serenad...
hikayeden ayrılmak öyle zor geliyor ki şimdi, hele de bunun üzerine yeniden tutulacağım bir kitap bulmak...


Çarşamba, Mayıs 25, 2011

ayhh, çocuk büyütmek çok zor!!!

-anne, ben bir an önce büyümek istiyorum
- o niye?
-çıkmayan dövme yaptırmak için!
-ne diyorsun, dövme ne demek sen biliyor musun? nereden çıktı bu?
-anne, teyzem söylemişti hatırlamadın mı,  çıkmayan dövmeyi iğneyle büyükler yaptırabilir

dile piercing istemesin de dövmeye razıyım...

Salı, Mayıs 24, 2011

:) güneşli bir pazar sabahı :)

piknik mi? bir daha mı? aman aman
desem deee yine giderim bu gülüşleri görmek için. çok yorulduk, peşlerinde canımız çıktı. ama değdi.
zannettim ki kocaman kızlar kendi kendilerine oynarlar, biz de şööyle bir güneşin altında boyluboyunca yatıp keyif yaparız, denize bakıp hayallere dalarız, kuş sesleri eşliğinde gazetelere göz atarız. nerdeee...
uçurtma uçuralım!
salıncağa binmek istiyorum!
hamakta salla!
balonu sen üfledin, ben üfledim...
gözlüğü ben takacaktım!

uçurtma kısmı tam bir fiyaskoydu. arada sırada mini mini esen rüzgarda koşturan iki "danacık" (kim acaba)komik görüntüler verdi. içimizde kalarak uçurtma sevdasından vazgeçtik.



eylül der hamağı hızlı salla, sude der yavaş. haydaa, hızır idi yunus idi, hızır idi yunus idi, hızır idi yunus idi... 
 
gözlük bile kıymete bindi. sen çok taktın sıra bende.
 

aşağıda da yanlış meslek seçtiğimin kanıtı durmakta,  kafama kafama bol bol vursam dönüşü olur mu acaba? 


ayyy yorgunluğun üstüne...
sırf bu görüntü bir sürü düşman sahibi yapıyor beni biliyorum.
olsun varsın kafada bir ton düşünce, yapılacak bir sürü iş, söylenecek onca söz, aranacak milyon kişi, gidilecek onca yer. kur bir hamak, kapat kulaklarını dış seslere, arada bir aç gözleri ama sadece gökyüzüne, güneşe. 
hayatı çözmüşüm ben yahu...