Perşembe, Ocak 05, 2012

aşık mı oldu ne?








ilk kez farklı bir resim yaparken buldum kuzuyu. diken diken saçları olan gülen bir surat.
-eylül bu kim?
-can :)))
(sınıfın en yakışıklısıymış!)

hergün süslenmeler, kolyeler, bilezikler, en güzel elbisemi giymeliyimler. neler oluyor yaaa...

Pazartesi, Ocak 02, 2012

freddy'nin kabusu



herşey 20 aralık salı gecesi başlamıştı.uykusunda sürekli mızıldanıp bir türlü uyuyamayan çocuğa anne ve baba ne yapacağını şaşırmıştı. bir yerin mi ağrıyor, bir sorun mu var sorularına koyun gibi bakan çocuk (ki sonradan neden midenin bulandığını söylemedin dediklerinde ne olduğunu bilmiyordum demiştir), uyuyamayan anne ve babayı çaresiz bırakmış, ortam gerilmişti. kendi yataklarına aldılarsa da kar etmedi. gece yarısını 2,5 saat geçmişti. işte o an.. musluktan akarcasına annesinin göğsüne doğru kusan çocuk yaygarayı kopardı. bu iğrenç kokulara bile ohh rahatlamıştır artık, uyuruz diye düşünüp mis gözüyle bakan anne ve baba, ayvayı nasıl yediklerini çok geçmeden anladılar. çocuk hem kusuyor, hem ishalden poposunu tutamıyordu.
ayhhh, bu korku filmini tek günde kesmem lazım, zira anlatırken bile afakanlar bastı. kısaca (ne kadar kısa olabilirse), aynı gün baba hasta oldu, evin direği anne bunlara 3 gün dayanabildi, 3. gün çocuğun hastalığı ona da bulaştı, ertesi gün babanın hastalığı da geri kalmadı anneyi tepeledi. sonra çocuk anneden grip kaptı, dede çocuktan ishal ve bulantıyı, dinozora da denden koyalım, nermin ve nurhayat, anneanne derken, domino taşı gibi devrilip durdular. anne, yavrusu yiyip içemezken ona bakıp bakıp ağladı, kendini iyice harap etti (bunu özellikle yazıyorum!) 10 günün sonunda dışarıda bir hayat varmış diyerek kaldıkları yerden devam, şükürler olsun.
of pof, evde hayat, bilmiyorum, yani çok mu büyük laf etmiş olurum ama ben evimin kadını çocuklarımın anası olabilemiyoruuum.

holmes..



ah be robert! genç kız olup duvarlarımı resimlerinle doldurasım, seninle entrikalı hayaller kurasım geldi be. o sersem halin yok mu, bayılıyoruuum...

Çarşamba, Aralık 07, 2011

virüs!

anne, bu güneş nereye batıyor, denizin altına mı? güneşin ışıkları sarı, peki gökyüzü neden mavi? ayın neden bazen yarısı kopmuş oluyor? dünya sınıfında teşrif ediyorlar, bundan mıdır sorular? mumla deney yapmak var şimdi sırada, erken mi oldu acaba..

dersin biliyorum, neden daha az yazdın bir süreden sonra, anlatacak şeyim kalmadı mı? hele de okula gidiyorken artık her akşam bir dolu konu birikmesi gerekmez miydi? neden fotoğrafların sayısı azaldı. her anımı fotoğraflarken, neden makine çantasından çıkmaz oldu. eski blog ruhu yok be kuzum, ya da bende kalmadı. ha deme ki, fotoğraflarımı sırf blog için mi çekiyordun. sırf değildi ama etkisi yok da diyemem. daha heveslendiriyordu beni, yayınlamak, takip edilmek, okunmak.  sabah ilk işim kim ne yazmış bakmakken, şimdi günlerce aklıma gelmiyor. tez zamanda bu virüsün bünyemi terketmesini dilerim..

109 tane makarna boyadık, sayma zamanı için. neden 109 deme, sen istedin!

Çarşamba, Kasım 30, 2011

gelirsem oraya!

dün akşam! bence bana söylemeyecekti. müdahil olmamdan hoşlanmıyor özeline. anneannesine de ağzından kaçırmış, kestirip atmış. tabi didiklemezsem öleceğimden başladım kurcalamaya;
-ne dedi ne oldu?
-ipek dedi ki, benimle hergün arkadaş olmak istemiyormuş!
-hı? nasıl yani, o da ne demek. sen ne dedin peki?
-put gibi durdum! (ifadeni yeriiiim)
lafın daha devamı da var ama konu değiştirmeye çalışmalar, hatırlamıyorumlar.
-bütün yemeklerde yanyana oturmak istemiyormuş (üzgün, garip, ayh ne desem)
-ee ne yapacaksın peki?
-yanyana oturmam ben de yakınına otururum :)
  allah allaaah, illa armut dibine mi düşmeli. rüzgar falan çıksa, azıcık öteye zıplasa! ne olursa olsun seveceksin illa değil mi, ne yaparsa yapsın affederek. kanlı bıçaklı olsan da bir gülümseyişe sarmaş dolaş.

şimdi bu durumda o da çocuk işte, olur böyle şeyler, daha neler göreceğiz lafları yazmam gerek, ama yazamaaammm. öyle diş biledim, öyle kızdım ki ipek hanım sana, bir elime geçirseydim dün akşam seni, ahhhh

Çarşamba, Kasım 16, 2011


-anne, biliyor musun ben hassas bir çocuğum!
  -nereden duydun bunu, kim söyledi?
    -winnie :)







azgınlıktan başımızı döndürünce babacığın ağzından dökülüverdi;
-böyle yapmaya devam edersen bir daha ateş ve su oyunu yok eylül!
-hıh, bir de tehdit ediyor!
adam ne kadar uğraştıysa da, bir daha yapmam dedirtemedi.
tutamayacağı sözleri vermez benim kuzum!


günlerimiz tıngır mıngır, şükürler olsun mutlu mesut. gözümün önümde eşşşek kadar bir kız, büyümeyi durdurabilen?

Salı, Kasım 15, 2011

tüyap :)




ilk günden gitmem, hafta sonu asla gitmem, yanıma fazla para almam, kredi kartı hiç götürmem!!!
astım kestim. ilk günü cumartesi öğlende damladık. yanımda para da vardı, kredi kartı da. pişman değilim!
behiç ak ve ayla çınaroğlu, şansa bak, ballı börek. behiç ak'ı görünce çok sevindim. ama ayla çınaroğlu.. öyle heyecanlandım ki. üç kuzucuk'un hikayeleri eylül'ün kitaplara düşkünlüğünde büyük pay sahibi. kitaplarını okuduğumuz bu pamuk kadının tipi hakkında hiçbir fikrim yoktu. öyle tatlı, öyle sıcak. çok sevindim çok. şanslı velet vesselam. hanımefendiye piyasada alacak kitap kalmayınca kendime de çalıştım tabi biraz. kuzu sıkılmasa daha çok dayanırdım ben kredi kartına ya sağolsun, aldığımız kitapları okumaya eve gidelim diye zırıltılar başlayınca döndük. hafta sonu serenad'ı imzalatmaya livaneli'ye de gidebilsem tadından yenmezdi :))

Cuma, Ekim 28, 2011

life goes on...









 düşünceli bir kalbin tavsiyesiyle onca yolu aşıp gelmiş bize, iyi ki..







Salı, Ekim 18, 2011

                       bir çocuk düşünün, bir koltuk üzerinde fotoğrafçıya iri kara gözleriyle bakıyor, çünkü flaştan korkuyor, babasının lakabını bir çikolataya satıyor, zıp zıpa oturduğunda duvarları öyle yıkıp geçiyor ki bir sürü seyircisi oluyor bu gösteri anlarında; annesi kahvaltı hazırlayamadığında içtiği şehriye çorbasını kusuyor arkadaşının kapşonuna bu çocuk; düşünün ki kardeşi okuldan eve dönmediğin de onu arama görevi de ona kalıyor, bahçede oyun oynarken sırf başka çocuklardan kıskandıkları ve annelerine inat olsun diye bahçeye çişlerini yapıyor bu kara kızlar. şimdi de bir genç kız düşünün; uzun düz saçları, gülümsediğinde insanın içine işleyen bir bakış, sıcaklık; kardeşinin tüm erkeksi kaprislerine dayanan ama aynı zamanda eşyalarını paylaşmayı da kardeşinden öğrenen bir kız bu, okulun en havalılarından "bayan popo";
                     o kız abla oluyor zamanla, o abla kardeşinin ergenliğinde, aşklarında yanında olmaya çalışıyor elinden geldiğince, o abla ki kardeşinin yurrta kalmaması için saatlerce gözyaşı döküyor ve kazanıyor elbette savaşını, o abla ki günaydın cevabına günümün aydın olduğunu ne biliyorsun diyen kızı idare ediyor dersane yıllarında, o abla ki en yakın arkadaşıyla kardeşinin kavgaları arasında kalsa da hep destek kardeşine, işte o abla sıcak bir omza sahip, kar yağarken camın önünde kardeşiyle gözyaşı döküyor annesini özlediği için, üniversiteye giderken en sevdiği elbisesini bırakıyor kardeşine, kardeş önce çok mutlu abla gidiyor ev bana kaldı diye ama anlıyor ki zamanla aslında bir çok dosta, arkadaşa sahipken en büyük zenginliği ablasıymış o kardeşin. ablası herşeymiş; dost, arkadaş ,anne, baba, sırdaş, can...
                   şimdi o abla dünyanın en iyi annesi ; kardeşine , sevdiği adama öyle bir mutluluk yaşattı ki kuzuyu dünyaya getirerek. ve o anneye dair anlatamadığım ama ömür boyu yüreğimde taşıyacağım binlerce anı, duygu..
                   iyi ki doğdun birtanem, herşeyim, canım, kanım. seni çok seviyorum.
                                                                                                                                        kara kız