Salı, Eylül 17, 2013

demirbaş kuzi

     yeni iş şimdi, hemen izin almayayım. zaten babası götürecek diye dün gitmedim kuzinin okuluna, hem alıştırmaya ben götürmüştüm. tüm aileler hazır ve nazırmış sabah, herkesinki bahçede bekliyor. babası sormuş kuziye, ne yapmamı istersin diye. bizimki "sen git" demiş postalamış babasını.emin misin? eveeet!!! kendini okulun demirbaşı saymaya başlamış bu ya, deli kızım benim. sahiplenmesini, ait hissetmesini çok sevdim, umarım bu hiç bozulmaz. 
     gününü anlatırken de çok keyifliydi. kankasıyla yanyana oturmuşlar, bir sürü oyun oynamışlar, dışarı çıkmışlar. aaa zeynep kuzinin küpesini görünce "aa çok güzel bakabilir miyim?" demiş, kuzi de göstermiş tavşanlı küpelerini. zeynep çok çok beğenmiş. sude de beğenmiş ama sude'nin kulağı daha önce "tahriş" olmuşmuş, o yüzden annesi küpelerini çıkarmış ve kulağı kapanmışmış. ayh, muhabbetlerini yediklerim.

Cuma, Eylül 13, 2013

baskın basanındır

banyoda gözüne köpük kaçan zilli (sanki şampuanı göz yakarmış gibi) yaygarayı koparır;
-şimdi ben nasıl kitap okuycaam, nasıl tabletimle oynuycaam, çizgi film de izleyemem, ponylerimle bile oynayamam bu halde!
baktı ki sallayan yok taktik değiştirir;
-akşam erken de uyuyamam, gece de kıpraşmadan duramam! (ve intikam gülüşü)
blöfü yiyip etekleri tutuşan anne deliler gibi yıkamaya başlar gözleri

Çarşamba, Eylül 11, 2013

lal

     yemekte karşımdaki kızla resmen içimden konuştum. konuşmaya birşeyler bulmaya çalıştım ve baktım ki hepsini içimden sordum, onu geç buna gerek yok derken kelime sarfiyatı yapmaya gerek olmadığına karar verdi içim. farkettim de çok konuşup aslında hiç konuşmamışım. bari arabama ineyim, o tanıdık dedim, sohbet edilir, bir yıllık dostluğumuz var, beni tanır, halden anlar. o da anlamadı vefasız, sus pus oturdu karşımda. hakkını yiyemem serinletti beni rahattı. ama istediğim bu değildi! iki çift havadan sudan sohbetti, iyi misin demekti. akşama ne yemek yapacaksın, kuzu da hiç söz dinlemiyor bu aralar diyecektim ona, eve temizlik lazım, çok işim var diye dert yanacaktım. olmadı be, yine boğazıma kaçtı dilim, içim bugün de 1-0 önde..
ayh içim daraldı!yarın böyle olmayacak, yarın böyle olmayacak, yarın böyle olmayacak, yarın böyle olmayacak, yarın böyle olmayacak, yarın böyle olmayacak!

ve dağlar yankılandı

sessizlik orucum ne kadar sürer, ben buna daha ne kadar dayanırım, mavi hap mı kırmızı mı, beyaz atlı gelip atının terkisine ne zaman atar beni? bu durmayan çene 2 gündür günde 8 saat kapı-duvar. muhtemel bir süre daha böyle. hayır bir süre dayanırım da uzun bir süre...  içim konuşuyor tüm gün, hem de ne geveze. bıt bıt bıt bir sus allah aşkına. akşam alıyorum intikamımı ama hiç fırsat bırakmıyorum ona yatana dek. yine de bir korku var içimde. ya içim galip gelir de akşamları da sazı o alırsa eline diye. cık cık cık umutsuzluk en büyük günah :)) saçmalama! hem dostun  çok güzel bir haber verdi ya sana;

hemen verdim siparişi, çok heyecanlıyım çok. 
yine yakacak yürekleri belli ki;

“Hikâyeler, hareket halindeki trenler gibidir: trene nereden bindiğiniz fark etmez, nihayetinde gideceğiniz yere ulaşmanız kaçınılmazdır.”
-Khaled Hosseini, Ve Dağlar Yankılandı-

Çarşamba, Temmuz 10, 2013

teşekkürler hayat

bana çok şey veren hayata teşekkürler
her açtığımda, beyazdan siyahı
gökyüzünün derinliklerindeki yıldızlı görüntüyü
ve de insan kalabalıklarının içinden sevdiğim insanı
ayırt etmemi sağlayan, iki göz verdiği için teşekkürler

bana çok şey veren hayata teşekkürler 
gece ve gündüz demeden, 
ağustos böceklerinin, kanaryaların şarkılarını 
çekiç ve motor seslerini, köpek havlamalarını, fırtınaları 
ve sevdiğimin narin sesini 
bütün genişliği boyunca boyunca kaydeden şeyi, 
kulağı verdiği için teşekkürler

bana çok şey veren hayata teşekkürler 
haykırıp düşünebildiğim kelimeleri 
anne, arkadaş, kardeş, yanan ışık gibi kelimeleri 
ve sevdiğim insana giden ruhumun rotası gibi kelimeleri 
düşünüp ve açıklayabilmem için bana 
sesi ve alfabedeki kelimeleri verdiği için teşekkürler 
bana çok şey veren hayata teşekkürler 
onlarla şehirleri, göletleri, deniz kıyılarını 
çölleri, dağları ve geniş düzlükleri 
ve senin evini, sokağını ve bahçeni gezdiğim 
yorgun ayaklarımın yürüyüşünü verdiği için teşekkürler

bana çok şey veren hayata teşekkürler 
yıkıntılardan ayağa kalkışı ayırabilmeyi 
şarkımı oluşturan, sizin şarkınızla aynı olan şarkıyı oluşturan, 
iki temel maddeyi; gülücüğü ve gözyaşını verdiği için teşekkürler 
herkesin şarkısı olan benim kendi şarkımı.. 
bana çok şey veren hayata teşekkürler...

sağol dostum. her bitiş bir başlangıçtır derler, umarım benim için de..

Cuma, Haziran 21, 2013

terkedildik..













gidemez yooo, tek gitmez. gitse de bensiz uzun süre kalamaz, yok yok kalamaz, özler beni. birkaç güne alırız.
hahayyyyyt, hanımefendi, okursun belki yazım sana. dönmeyi hiç mi hiç istemediğin gibi telefonda iki çift lafı çok görüyorsun. lütfedip tatile bizimle geleceksin gibi görünüyor ama sonra yine dönecekmişsin, tatil bitene dek. son dönemde tavan yapan özgüvenin havaalanına giderken her yerinden taşıyordu adeta. sırtında çanta, elinde çekçek valiz;
-ben ünye'ye gidiyorum, hem de tek başıma, çok heyecanlıyım anne, çok mutluyum!!!
seni bıraktığımızda dut yemiş bülbül gibi kaldık babanla. arabada tek kelime çıkmadı ağzımızdan. çok özledim kokunu ciğerim, çok!
buraya kadar çok dokunaklı gittik sanırım, şimdi itiraf vakti;
herşey bir yana, kocayla başbaşa kalmayı öyle özlemiş ki bünye. sahiden balayı gibi. hayatın merkezinde hep kuzu varmış ne zamandır, başbaşa olmayı unutmuşuz sanki biraz. öyle özlemişiz ki aylak aylak dolaşmayı, laklak etmeyi. öğrencilik yıllarımıza döndük sanki, ev de öyle perişan!

Salı, Haziran 11, 2013

gidiyorsun..

 

herşeyini çok özlerim annem, herşeyini. ama en çok başbaşa geçirdiğimiz, kafamıza göre takıldığımız, senin beni, benim seni en çok anladığım, arkadaş vakitlerimizi. o koyna gömmeden kafayı nasıl uyur bu annecik!
çabucak gel olur mu?

Cuma, Mayıs 31, 2013

dişlek


ya bu dori de ne komik balık, dünyanın en büyük hayvanına (balina) nasıl seslendi biliyor musun anne,
 "hey ufaklık"
(kayıp balık nemo)

 gecenin bir vakti, gözler kapalı, uykunun arası;
-anne, birşey sorabilir miyim?
-elbette annecik
-benim saçlarım one hundred tane mi?

 
 bunlar portfolyodan, deney yaptı bize bilim kadını :))





seneye 1. sınıf, aman tanrım!

Perşembe, Mayıs 30, 2013

şu şirkette durduğum her gün tescilliyorum;
gerizekalıyım!
gerizekalıyım!
gerizekalıyım!
gerizekalıyım!
gerizekalıyım!
gerizekalıyım!
gerizekalıyım!
gerizekalıyım!
gerizekalıyım!
gerizekalıyım!
gerizekalıyım!
gerizekalıyım!

Cuma, Mayıs 24, 2013

bir ilk daha

 -anneee, biliyor musun dişim sallanıyor :))
-aaa, gerçekten mi?
-bunun olmasını çok istiyordum,hep bunu bekliyordum, çok mutluyum anne :)))

hemen kutulandık, görmemişin dişi sallanmış : p


iki gün sonra muz yerken yuttu saftiriğim dişini. kutuya koyamadık diye hayıflanınca; merak etme diğer dişim düştüğünde koyarız diye avuttu beni, anne hangimiz bilemedim.

haa, bu arada diş mevzusunu telefonda sevgiliye söylediğimde öldüm gülmekten. zira ne olacak şimdi, neden sallanıyor, doktora götürelim mi, canı acır mı gibi bir sürü bilimsel soru sordu. meğer kendi dişleri sallanamadan çürüdüğü için çekilmiş hep zavallı kocamın :))