Cuma, Kasım 13, 2009

ortaköy kuzusu







biz ailece çok severiz bu ortaköy'ü kuzum. uzak muzak demeden her fırsatta gideriz, eminim bu böyle devam edecektir. deli gibi bir trafikle hem gidişte hem dönüşte mücadeleye rağmen gezimiz çok güzeldi, çok eğlendik birlikte annecik. keşke hatırlayabilsen bu güzel günlerimizi yaaaaaa. hopladık, zıpladık, koştuk, nefes aldık. güneş içimize işledi, denizin mavisi gözlerimizi şenlendirdi, güvercinlerle kanat çırptık, balık tutanları izledik, büyülü havası sardı bizi be kuzum, ayrılamadık epeyce. beltaşta bir çay içmek için bile geliriz babacıkla hep buraya.
sana bir anı bu arada; vakti zamanında, biz fakültedeyken babacıkla, yalçın ve arap'la gelmiştik yandaki iskeleye. 12'de attık oltayı denize, güneşin altında, tam 6'ya kadar! tuttuk koskoca bir kova istavrit. güneşten yanaklar pespembe. sonra aldık balıklarımızı, vurduk yola, yalçın'ın ortaköy'deki evine. annecik ayıkladı balıkları, yıkadı kıvırcıkları. kızarttık güzelce istavritleri, bir de salata patlattık yanına, değme keyfimize. muhabbet, sohbet, gece indik sahile. hiç öyle görmemiştim aşık olduğum ortaköyümü. bomboş, sakin. sadece denizin sesi, ılık bir rüzgar, nefisss. uyumuşum bankta, öyle güzeldi ki, tatlı bir yorgunlukla. ay fena oldum, çok güzel günlerdi, çok eğlenirdik...
şimdilerde güzelim takı satanlar yok artık, gözlemecileri de kaldırmışlar. sanki yabancı bir yerdi bu sefer, içi boşalmış gibi. sebebini anlayamadım, ne istediler bu insanlardan.öyle güzel, öyle yaratıcı takılar vardı, gözüm gönlüm açılırdı, üzüldüm. bu işte emre'nin parmağı olabilir, ne de olsa ben gezmek istedikçe mızıkçılık yapan hep oydu
veee görkem bey; canıma tak etti böyle. artık kameranın arkasında değil önünde olmam gerektiğine karar verdim, bu ne yaa. kuzuyla en güzel kareler senin!

Pazartesi, Kasım 09, 2009

bu oyuncaklar ne yapıyor?


diye sordum kuzuya;
-saklambaç oynuyorlar
-yemek yiyorlar
hepsi özenle diziliyor ve mutlaka;
-anne yaptığıma bakar mısın?


moyuk dedesini çoook sever, ama ben varsam herşey değişir, hahhahhahhah
hafta sonu kim sorduysa beni özledin mi diye, hayıy, özlemedim, ben fatoş'u özledim!
ve bütün hafta sonu yapışık ikiz şeklinde, arkamda gezen bir cüce, seni çok özledim, seni çok seviyorum, kucağına al, kollarımı bacaklarımı öpme, saçlarımı sevme fasıllarıyla geçti.
başka birşeyle ilgilendiğimde yeni bir taktik bile bulunmuştu;
-anne uykum geedi, çiçekli yastığıma biylikte yatalım, koynunda uyuycam
ben yer miyim, yatınca iş hemen oyuna dönüyor, ısır beni, mıncıkla, sev beni anne. yerim yerim..


-eylül elma ister misin?
-hayıy, pastalı elma istiyoyuum

kuşlu picamamı giycem anneee





ennn sevdiğim, ennn yumuşak, ennn yatılası kumaş, pazen. bulsam da kendime de alsam. anne-kız ürünleri yapın da alalım lütfeeen, tüketici konuşuyor yahu, para saçıcam paraaa...

banyodan sonra, uykudan önce







öyle tatlı bir aralık ki bu, mis kokulu ve mayış mayış. banyoyu tek başıma yapamaz oldum. girerken görürse ben de gelicem diye bağırtılar başlıyor, üstündekileri çıkarmaya çalışıyor.
ya bi rahat ver ama...
gözünü televizyondan alamıyor, tavşan pikabu başlamış. sayesinde kumandada 5 ve 4 tuşları silindi, hep luli hep luli. yok aslında çok televizyon izlemiyor, uyku vakti gelince karşı koltuğa çiçekli yastığını koyuyor, yorganımı ört diyor, keyif yapıyor hanım. tabi bunlar artık sallayarak uyutmadığımdan. büyük konuşuyorum evet, bir daha çocuk doğurursam sallamam! canıma tak etti. topuk kanseri diye bir hastalık olsa ben kesin yakalanmıştım. ey anne adayları, siz siz olun sakın ha sallamayın

güle güle sanaa, yoluun açık olsuuun






sevgili manyak, gidişin bizi üzse de iyi ki gittin. umarım hayat hep yüzüne güler. bizi ihmal edersen saçını başını...