Perşembe, Ekim 21, 2010

...

bilmiyorum söyledim mi sana ne zamandır
hayatımda ne çok şey olduğunu
yıllar önce kalbimde trampetler çaldığında
hayal bile edemezdim bunca mutluluğu
bilmeden dalarsın ya böyle balıklama
iyi ki dalmışım ben o okyanusa
şimdi okyanusta kah yunusum, kah denizyıldızı
açıklarda hergün doğan güneşi karşılıyorum seninle 
derinlerde çok ihtiyacım var sıcaklığına... 

masallardaki gibi...

Ben nice depremler gördüm

Kolay kolay yıkılmam

Her defasında kaybetsem

Yine de hiç üzülmem

Aslında bu kadar da kırılgan değildim

Kendi yaptığım düşmanlara yenildim

Bir kayboldum sonra tekrar belirdim

Masallardaki gibi

Bir varmışım, bir yokmuşum

Sen bana imkanlar sundun

Ben bunu kabul edemem

Şimdiye kadar yalnızdım

Öyle pat diye değiştiremem

Aslında bu kadar da kırılgan değildim

Kendi yaptığım düşmanlara yenildim

Bir kayboldum sonra tekrar belirdim

Masallardaki gibi

Bir varmışım, bir yokmuşum

Korkarsam sakince ıslık çalarım

Ben susmam sende susma ki korkmayalım

maalesef az sonra gitmem lazım

Huyum böyle aynı yerde hiç kalmamışım

Bir varmışım bir yokmuşum….

Çarşamba, Ekim 20, 2010

mor hastası

collezione'nin çocuk mağazası kidsooll tam da işyerinin dibinde. ilk ziyaretimi yapmamla bir süredir içimde uyumakta olan canavar iştahla gözlerini açtı. pek fazla bir beklentim olmadan girdiğim mağazadan "ay ne güzelmiş"lerle çıktım. bu hırka-mont ve çanta da oradan. birkaç kazak ve pantolon da aldım kuzuya. aslında acayip olan şu ki koleksiyonlarının bir kısmını zara'dan kopyala yapıştır yapmışlar. kuzuya ilkbahar sezonunda aldığım keten gömleğin aynısına -ama tıpatıp- rastladım. kot modelleri, kadife pantolonların kesimi, aksesuarlar birebir aynı. kalitesi de iyi çıkarsa bugüne dek verdiğim paralara yanma zamanıdır.

*aslında hiç pişman değilim, olmam da! kuzuyu zevkimce giydirmek bana müthiş keyif veriyor! sefam olsun...




              eşyalar gelmeden, tüller takıldığında gittiğimizde eve,  güneşliği görmeden cırlar;
          - anne bu renkler mavi, pembe, sarı, yeşil. niye mor yok? sen benim mor hastası olduğumu bilmiyor musun?
-biliyorum annecik, baaak (güneşlik indirilir ve güneşler kuzunun yüzünde doğar)

dipnot: her zaman böyle dağınık bu kız ve bu oda. HeLp Me!!!

:)


biz sizi özledik :)
bütla niye karelere girmediiin

Salı, Ekim 19, 2010

3 yaşında bir kuzu

yine çoook kalabalık bir doğumgünüydü. ama hiç şikayetim yok. herşey sevdiklerinle birarada güzel. üstelik o kadar şanslıyız ki -özellikle kuzu hanım- sırf onun için kilometreler katedip gelen sevdikleri var bir sürü. salı günü hastalanan ben 2 gün raporluydum. baktım olacak gibi değil perşembe ve cumayı da birleştirdim. perşembe gelen GÜN grubu ilaç oldu. cuma akşamı da teyzecik. onca kalabalıkla, curcunayla ve yapılacak bir dolu işle birlikte başettik. masabaşı sohbetlerimizi yaptık bol bol. biraz da dedikodu tabi, en Ünyeli'sinden. insanın kendi canı gibisi var mı :) kuzu da bayıldı tabi bu duruma. gece yarısı bile yatmamak için direndi, öyle mutlu, öyle şımarık. imeceyle hazırladık tam 13 çeşit. tabi dostlar da katıldı bu imeceye; içli köfte, yaprak sarma ve börekle. pamuk prenses ve yedi cücelerden çıksak da pasta yoluna, gıda kaleminin azizliğiyle vazgeçtik. birkaç gün öncesinden hello kitty istiyorum demeye başlamıştı allahtan kuzu hanım da. sadece o olursa vazgeçerim dedi, kabul dedim. çok yorularak da olsa zevkle hazırladık herşeyi. ne güzel misafirlerin gelmesi, eş dost muhabbeti, birlikte olmak. çok özlüyor insan bu ıssız şehirde tümünü.






hanımefendi poz vermek istemeyine ancak bu kadar çekebildik, bu ne zillilik! babacıkla bile fotoğraf yok...






her yıl böyle olsun, gelenek haline gelsin, hep birlikte olalım, olurmu? :))

Pazartesi, Ekim 18, 2010

OHHH BE

onca zamandır niye yokum ki ben. güzelim açıkhavalardan dörtduvar arasına tıkılmaktan mıdır acep. yoksa sistemin bir türlü kurulamayıp bunca zaman değil yeni kayıt eklemek, yorum bile yazamamış olmam mı beni sinir eden. blog camiasından çok uzak kaldım çoook.
kulaklarımız niye kafamızda, uğurböcekleri nasıl ses çıkartır, vücudumuzun içinde ne var? dr oetker reklamı gibi oldu :) ben yazamadım ama kuzu sormaya devam etti.







dün kuzumun doğumgünü partisini yaptık. fotoğraflar... az sonraa :)))

Cuma, Ekim 01, 2010

iyi ki...

iyi ki varsın demek basit mi oluyor bebeğim. sen teyzenin eli kolu herşeyisin. yaşını doldurduğun her saniye yanında olamadığım için özür dilerim.şu an gözümden akan bir damla yaş sen doğduğunda yüzlerceydi sevincimden. hayatta her ne yaşarsam yaşayayım vazgeçemeyeceğim tek şeysin. sen yüreğimin içinden akan en sıcak nehirsin.
seni çok seviyorum teyzecik...

Perşembe, Eylül 30, 2010

özleriz

evet biz nihayet taşındık. zorlu, uzun, yorucu bir maratondu. altın madalyayı almaya çok yaklaştım. hala kemiklerim ağrıyor desem. allah taşınana yardım etsin ve mümkünse ben uzuuun yıllar taşınmayayım. toplaması bir türlü, taşınma günü başka türlü, evdekileri yerleştirmeyi anlatabileceğimi sanmıyorum, ki hala tam olarak bitmiş değil. neyse buna da şükür. bu hengamede bir sürü şeyi atladım, farkındayım. ama kuzum ileride bu sayfalara bakarken "anne sen beni bir ara unutmuşsun" demesiiin.
aşağıdaki diş fırçalama tablosunu "eski" :(( evimizde doldurduk. akşamları asla ve asla dişlerini fırçalamadan yatmayan bir kuzu. hatta evde olmadığım bir akşam (hayret nasıl olduysa) ananesi dişlerini sonra fırçalarsın, hadi şimdi yatalım dedi diye kıyametler kopararak
-sen benim dişlerimin çürümesini istiyorsun, fırçalamazsam mikroplar dişlerimi yer, olmaaaz diye avazı çıktığı kadar bağırarak dişlerini fırçalar. aferin!
gece böyleyken gündüz kontrolü ele alamadığımı farkedince bu tabloyu hazırladım. sevdiği karakterlerle tabloyu doldurmak zevke dönüştü. tablonun sonunda tabi ki kuzuyu bir sürpriz bekliyordu.
bayramda sinemaya gidecektik. ama hain ve de gaddar sinemacılar bize bir çizgi filmi çok görerek oyuncak hikayesinin tekrarını uygun görmüşler. biz de ne yapsak ne yapsak derken...


sinemayı evimize getirmeye karar verdik. gidip hemen bir nemo cd'si aldık, mısırlarımızı patlattık, muzlu sütümüzü hazırladık. değmeyin keyfimize

öyle zevk aldık birlikte, öyle mutlu olduk ki!
*****
unutmadan aklımdakileri de yazmalıyım;
-anne, siz ne zaman evlendiniz?
-anne, siz nasıl evlendiniz?
-anne, siz çocuğunuz olsun diye mi evlendiniz???
-hönk!!!
-annecik, benim de büyüyünce babam gibi çok yakışıklı bi aşkım olsuuun :))
-inşallah!
***
gece her zamanki gibi beni çağırır, korkmuş!
-ne oldu annecik?
halıya doğru kafasını uzatarak,
-tosbik geldi
-yok annecik tosbik falan
-anne tosbik geldi, benim kadardı
sabah uyandığında ilk iş tosbiği kontrol etti, büyümüş mü, yuvasında mı?




bunlar da tatlı evimizde çekilen son kareler. yakışıklı da eren. apartmandaki kızları, kuzu da dahil, kollarına alıp kendi odasında yatmak gibi deli bir hayali var! birlikte öyle eğleniyorlar ki, arkadaş gibisi yok. tam kaynaştık, taşındık! olacak iş mi

büppünün madara olduğu an, hahhahhah


şimdi buradayız! merak edenler, bekleriz :)

Pazartesi, Eylül 20, 2010

ejderha dövmeli kız

ah çok heyecanlandım. iki gündür ev temizleyen yorgun beni benden aldı bu haber. okumayı bırakamayıp gece 2:30'lara kadar rekor kırmama sebep kitabın filmi gelmiiiiş. öyle sürükleyici, öyle heyecanlı, öyle elden bırakılmazdı ki! tuvalete bile beraber gittik kendisiyle. bittiği gün atladım serinin diğer kitabı olan ateşle oynayan kızı almaya. şimdi elimde ama taşınma dertlerimizden fazla zaman ayıramadım. aklım kalmıyor da değil. diğer kitabı almaya giderken bizim maymuna;
-annecik şimdi kitabevine gidicez, ben kendime bir kitap alıcam.
-ne kitabı?
- dövmeli kız (ismi aklıma gelmediğinden salladım)
-ama senin zaten ejderha dövmeli kız kitabın var yaaa
yani bu çocuk milleti bu kadar mı duyar etrafındakileri!!! dikkatli olmak lazım, çocuğun kulağı var!
fragman için tık!
not: ş. ilgilisine selam olsun, iyi ki tavsiye etmiş :)

bu arada şuna yürekten inanıyorum;
kadınlar bu dünyaya zulüm çekmeye gelmiş!
ileride okuduğumda bu hafta temizlikte neler çektiğimi hatırlatması açısından...

Salı, Eylül 14, 2010

tık tık...

"Bilirsin sirtin kasindiginda kasittiracak birini bulana kadar ne yapsan nafiledir. Yani sirtini kasittiracak kadar samimi oldugu birilerine her zaman muhtaçtir, insanoglu. Günümüz insani bencillesti sanki. Birilerine muhtaç olmaktansa sirt kasintisina katlanmayi, unutmayi tercih ediyorlar" not defterinden alıntı yaptığım melek, teşekkür. sabah sabah efkarlandırdın beni!!!
 
teklifsiz, haber vermeden kapısını çalabildiğimiz kim var etrafımızda? herşey mi eskide kaldı? kendiliğinden mi oldu, biz mi yaptık tüm bunları. bravo bize! öyle hissediyorum ki eksikliğini. pat diye kahvaltıya gelen bir dostu. canımın sıkılmasına fırsat kalmadan kapıyı çalıp gireceğim muhabbetleri. ondan bundan konuşulan, çayla onurlanan sohbetleri. fazla fazla bir tabak daha koyacağın samimi masaları. evinin dağınıklığı, kekinin alçaklığı, tişörtündeki leke. bunlarla karşılayabiliyorsan geleni, o samimiyet varsa..olsa...
işte bazen canıma öyle tak ediyor ki; tası tarağı toplayıp gelesim geliyor sana ünye!