Cuma, Aralık 10, 2010

rengarengarenk...



rengarenk boyadı kuzum, gönlünden hangi renk geçerse. suluboya, pastel, kuruboya. elinde yapıştırıcı bu aralar, sürüp sürüp kağıtlara dolaplara yapıştırmalar, cık cık cık. hadi bunları yapıştıralım dedim, biraz tatmin oldu sanırım. renkler yeterli gelmedi galiba, ne kadar kartı varsa çizgi film karakterli akvaryumun üstüne, etrafına. şimdi çok güzel oldu anne!
taç da yaptıklarına uygun olsun diye takıldı, rengarenk!
anne, benim sevdiğim şarkı da rengarenk!

Çarşamba, Aralık 08, 2010

deniz doldurduk içimize...

bu kadar geriden geldiğim için kendimden nefret ediyorum. ama bazen elim gitmiyor klavyeye...
cumartesi sabahın köründe çıktık yollara. elimizde simit ve poğaçalarla. sahil öyle güzel, öyle sakindi ki! denizin kokusunu çekerek ciğerlerimize ennn bolundan, yürüdük kuzumla önce sahil boyu. öyle imrendim ki etrafımda spor yapanlara. işsiz olsam, aylak aylak gezsem, dolaşsam, evimle ilgilensemmm'ler beynimi doldurdu yine yeni yeniden. amaaan, boşver be fatoş, kimde var sendeki keyif. almışsın kuzunu yanına, cumartesi tatilsin, keyfini çıkar dedi poly! dinledim tabi :)
ben çayımı, kuzum meyve suyunu yudumladı manzaraya karşı. çok sevdiğimiz dinozorlu parka geldi sıra. sallanmayı çok sever kuzum, ama ennn  hızlısından olmalı, ayakları bulutlara değmeliymiş. değdirdik! güneşe bile!!
biraz kabuk topladık kumlardan. sıçrayan dalgaların önüne geçtik, bizi ıslatamazsın der gibi.
ikimiz olunca söz konusu, yine çok uyumlu ve mutluydu benim kuzum. her gördüğümüzün üzerine gülüp konuştuk, aklımıza gelen her şarkıyı söyledik. böyle anlarda vicdanım rahatlayacağına daha kötü oluyor demiş miydim daha önce! kokun burnuma doldu be annecik, akşam olsa da çıksam enn trafiksizinden yollara. bu gece koynuma doldursam tüm kokunu, yarın daha iyi olur muyum dersin??

bir koku daha var bu aralar burnumda, direğini sızım sızım sızlatan!
tadeşim!!!

Pazar, Aralık 05, 2010

buyur deli anne :)

 çok sevgili biri "annelik kadınlığın en deli hali bence" demişti bana günün birinde. benden deli olmasın, bayılarak okuduğum deli anne "mim" lemiş beni. aynen aktarıyorum;
 Mim-e göre, kitaplığımızın karşısına geçecegiz, gözlerimiz kapalı, rasgele bir kitap seçip 55. sayfadan bir pasaj yazacağız.
şimdi deli anne, biz yeni taşındık. ben kitaplık tasarlama sevdasıyla evelenip gevelenirken, zavallılar hala kolilerde uyuyor. yani karşısına geçip gözlerim kapalı rastgele bir kitap seçmem iptal. haa, taşındığımızdan beri birkaç kitap okudum, hali hazırda elimde bir kitap da var ama biraz kopya çekince :) buraya yazmak istemediğime karar verdim. daha özel ve güzel birşey olmalıydı. çok özel bir deli anne mim'lemişti ne de olsa!
bizi buluşturan minik mucizeler geldi aklıma, kuzular!
ve kuzunun güzel kitabı;
son sayfayı yazmak uygun geldi bana;
prenses esnemeye son vermişti.
kral, kraliçe ve bakanlar...
hatta bahçıvanın kedisi ile köpeği de
esnemeyi kesmişti!
prensesleri
ne italya'nın dondurması,
ne kuştüyü döşekler,
ne de sarı filler mutlu edebilir.
bir insanın kalbini,
ancak iyi bir arkadaş aydınlatabilir.

ohhh be rahatladım. ödevimi yapmamış öğrenci gibiydim :)


Perşembe, Aralık 02, 2010

manda batmayanından

fincan fincan olalı böyle kahve görmedi
öğle yemeği sonrası
5 kişilik keyif
düşman çatlatır :)

tırtıl

imza da atarmış benim kuzum
yazarken de hecelermiş
ey
lül
u
yar
çocuğun psikolojisini bozdum, ne yapsak fotoğrafını çekelim anne diyerek mahkum gibi poz veriyor :p

Çarşamba, Aralık 01, 2010

"neye mi geç kaldım. istanbulu gezmeye, istanbulu sen varken ben varken seninle gezmeye.
n..'la gezmeye f...'le gezmeye inoyla gezmeye gülmeye eğlenmeye dertleşmeye tavlaya okeye hep birlikte sigaranın tadına, sinemaya, bir tatlı sohbete, midye tavaya .şimdi anladın mı?"
der eski dost. evet şimdi yapılamasa da tüm bunlar, hiçbir şey eskisi gibi değilse de...
o kadar çok şey yapmışız ki biz vakti zamanında. böyle özlemle yazabiliyorsa insan, burnunun direği sızlaya sızlaya. anlatacak milyon tane şey varsa çoğu gülerek azı hüzünlenerek. birkaç sayılı yıla onca güzelliği sığdırabilmişsek, sonunda biraz yüze göze bulaşma varsa da olsun be! zirvede yaşadık biz ilk gençliğimizi, üniversite yıllarımızı. öyle böyle değil, hepsini sınırlarda! geriye gönüp baktığımda, yine aynı şeyleri, aynı dostlarla yaşamak isterdim, eminim!!!

Salı, Kasım 30, 2010

kaçamakkk







bir A4 yarısı doldurmaktan geçer keyfe giden yol. o yol ki içi kıpraşarak dolaştırır 3'lüyü galata sokaklarında.  sadece yemeğe çıkmak bende hep gitmem gereken bir taksim olduğu duygusunu silememişti, kaçamağa dek!!
taksim'de çalışmaktan zevk almamın miladı desem!

2 çocuk, 1 yetişkin

insan kaptırınca kendini, kimin için oynadığını unutunca çıkıyor bu görüntüler ortaya. kuzuyla birlikte başladık çiftlik yapmaya, baktık ki sevgiliyle kaybetmişiz kendimizi. vahşi hayvanlar bir tarafa, çiftlik hayvanları diğer tarafa. ona yalak da yaptın mı? burada da çiftçiye oda. kuzu bir tarafta bizi izliyor şaşkınlıkla. "ne yapıyor bu deliler? çocukluklarını yaşayamamış zavallılar, bırakayım da doysunlar"
o maviler ne mi? tabi ki filin kolları!!!

Pazartesi, Kasım 29, 2010

oooff, off

yan yana iki kafa! biri mutlu, diğeri mutsuz. kendi çizdi. gözümün önünde. bu niye mutsuz dediğimde öylesine, bu yazının sebebi döküldü dudaklardan;
-bu mutsuz, çünkü annesi yok!
-hımmm
-niye yok, çünkü annesi işe gitmiş!!
-eee?
-annesi gidince çok mutsuz olmuş!!!
kendime gelmek için içeri gidip geldiğimde mutsuz ağzın üzerinde mutlu bir ağız çizgisi;
-ne oldu buna kuzu?
-annesi işten geldi, artık mutlu!
-annecik ben işe gittiğimde sen çok mu mutsuz oluyorsun?
-hayııır, olmuyorum
e iyi de ne demeye bütün bunlar. 2 yıldır rahatlayamamış vicdanım tavan yapsın mı istedin! yaptı!