Çarşamba, Haziran 30, 2010

biz geldiik

ve tatil bitti! aahhhh ne de güzeldi. biz çekirdek aile olarak çoook mutlu, eğlenceli, mükemmel bir tatil yaptık. çocukla tatil çoğuna göre yorucu ve zor, ama bize öyle iyi geldi ki. kuzusuz olsaydı  tatil zehir olurdu bu kesin. evet peşinden koşturduk, şöyle bir yatıp dinlenemedik, başbaşa deli gibi zaman geçiremedik ama bunlar yaşadıklarımızın yanında hiç önemli görünmedi bize. her anımız gülücüklerle, kuzuyla eğlenmekle geçti. sürekli bizi öpüp kokladı, sarıldı. su kuşunu kumlu denizden çıkaramadık. 4GB fotoğraf ve videoyla döndük. ama fotoğraflardan önce diyaloglar var :)

ilk kez uçaktaki basınç rahatsız etti hanımı;
-annee, uçak benim kulağımı şişiriyor, istemiyorum şişmesiniii, ne biçim uçak

uçaktan aşağıyı seyrettik birlikte;
-bak annecik, bu ada. denizin ortasında, bak üzerinde evler de var
-orada insanlar da var mı?
-evet annecik o evlerde yaşıyorlar
-anneee, adada insanlar ıslanır mı?

bodrum'a indiğimiz akşam dondurma yiyoruz, yanımıza bir köpek yaklaştı. kuzuyu görünce korktu sandım, ağlayası burnunda.
-hayır köpek hayır! (ağlama başlar) dondurmamı yemeee!!!

elinde bir bardak ODA SICAKLIĞINDA su;
-anneee, bana doktorlar soğuk su içme diyor, sen soğuk su veriyorsuuun

ve sorular, nereden aklına geldiği belli olmayan;
-anneee, balıklar nasıl uyur?
-annee, çocuklar makyac yapmaz mı?
-anneee köpeklerle karıncalar birlikte yaşayabilir mi?

Perşembe, Haziran 17, 2010

esra&serhat


ne özel bir gün. her düğün oluşunda bir kez daha evlenmek istiyorum. tabi hep aynı kişiyle :)


gelinimiz çok güzel olmuştu, gelinliğine ve buketine bayıldım.


kırmızı kuşağı bağlamak sevgiliye düştü, ağabey ne de olsa.
samişciğim,  nikah masasında otururken bakıp bakıp güldü onlara. kendi kendine...
kimbilir aklından neler geçti...
 düğün sabahı birkaç kez söyledi bana;
"fatoş, kızınla çok zaman geçir, hep yanında ol"

salonun girişinde bizi karşılayan bu tontonlar için de esra'yı alkışlıyorum, nereden bulmuş bu tatlı şeyleri, bayıldık

gelin kadın doğum uzmanı, damat beyin cerrahı! bunlardan çıkacak çocuk tıp okumasın da ne yapsın


çok güzel bir düğün, bizim için güzel bir hafta sonu. hep birlikte olmak kısmı ise en güzeli, bütün aile birarada. sırada kim var acaba?

gelin kuaförde


blog camiasında gördüğümüz düğün hikayelerinden sonra biz de heves ettik tabi. herkesin olur da bizim olmaz mı! güzel gelinimiz ve fıstık ikizler...

herşeyi titizlikle seçmişti esra, gelinliği, kuaförü, mekanı. eğlenceli bir gün bizi bekliyooor

kendini tıbba adamış üç kız kardeş, helal olsun beee





hazırlıklar sırasında sürekli gelen telefonlar sonucu bendeniz eve gitmek zorunda kaldım. planda gelini giydirmek ve fotoğraf çekimine gitmek de vardı ama eylül sağolsun!

Salı, Haziran 15, 2010

olmaz ki sensiz

ankara yoluna çıktığımızda sordu bu soruyu, ne kadar güldüm;

-annee istanbul'un kapısı varmı?

e aslında var, hemde birkaç tane. ama yok ki senin anlayabileceğin...
.............................


dönüş yolunda başım çok ağrıyor diye yakınırken usulca alnıma dokundu;

-annee okuyayım da geçsin

hoca mübarek
...........................


sabah kalktığı gibi koynuma girdi, yüzüme baktı;

-annee, ben bu gece rüyamda ağladığıma göre örümcek gördüm!
..............................


bir de babaannesini mest eden cümlesi var;

-babaannem benim en iyi arkadaşım!

-yerim annem seni, gel hadi arayıp söyleyelim, babaannen çok sevinir

-ama söyleyemeem

-o niye?

-benim başım ağrıyooor


keşke daha fazla kazıyabilsem beynime hepsini, hiç unutmasam. ama zaman öyle birşey ki üstüste yığıldıkça anılar, altta kalanlar fire veriyor muhakkak. işte bu sayfa bu yüzden bu kadar önemli ve değerli. okuduğunda anlayacaksın kuzum, sen bizi çook mutlu ediyorsun.

ankara'da ve dönüş yolunda yaptıklarından sonra bile! öyle kötü bir hale gelmiştik ki sevgiliyle, bir daha asla dedik, kuzuyla bir yere, mümkün değil. bir süre sonra sakinleşince birbirimize gülüverdik, biz onsuz hiçbir yere gidemeyiz ki...
ha bu arada bu sıcak günlerde biraz ferahlayayım derseniz, biz balkonda bikinimizi giyip havuz sefası yapıyoruz, bekleriz...

Pazartesi, Haziran 14, 2010

üç kitap...

OlasılıkSız! aylardır kitabevlerinde, hiç yeltenmedim almaya. aşkım almış, bir solukta da okumuştu. ben o sıralarda uçurtma avlıyordum. çok söyledi bana, oku pişman olmazsın. ama benim gözüm küçük arı'da. o da bitti gönlümü yara yara. e benim kalbimin de bir dayanma sınırı var, bin muhteşem güneş vardı sırada ama gözüm yemedi doğrusu. hadi dedim, başladım. meraktan tuvalete bile yanımda götürdüğüm kitapları severim ben, kuzuyu parka indirirken birkaç dakika bile olsa okuyacağım kitapları, en kıymetli uykumdan ödün verebildiğim kitapları. işte bu vasıflara sahip bu kitabı, heyecan, merak, macera sevenlere tavsiye ederim. kurgusu çok iyiydi doğrusu

ama tüm bunlardan daha önemli birşey var uçurtma avcısı, küçük arı ve olasılıksız'da. insan hayatında yaptığı en ama ennn küçük birşey kendi veya başkasının hayatında, dünyanın herhangi bir yerinde, birşeyleri değiştirir. öngörü işte bu yüzden çok önemli, bir adım ileriyi görebilmek. caine önündeki olasılıkları değerlendirip hayatları değiştirdi, emir hasan'ın hayatını çalmadan bunu görebilseydi ya da küçük arı için feda edilen parmak ablası için de edilseydi.. hayatta pişmanlıklarımızın en az olması dileğiyle...

Pazartesi, Haziran 07, 2010

ve nihayet yükler...

mutlu yıllar sanaaa





tatlı gökkuş, umarım daha çoook pastalar yaparız biz sana, en güzelinden. fr pastacılık sizler için var :)))
şimdi bizim pastamızın hazırlardan farkı çok;
ennn çok sevgi içeren, ennn çok emek verilen, ennn yoğun koşullarda yapılan, ennn tatlı kuşlara yapılan, kremanın pandispanyanın ennn tazesinin kullanıldığı özelll bir pastadır...
siparişleriniz için :)))

biz de çıktık yola, ama clio'yla



biz kocamaaan ve yoğun bir haftasonu geçirdik. cuma teyzecik geldi, cumartesi karşıdaydık pasta yapmak için. güzel gökkuş'un 2. yaşını kutlamak için sıvadık kolları. raniş'le tüm gün maksimum performans çalıştık. e ortaya da güzel şeyler çıktı tabi. yolculuk yordu kuzumu, yeni oto koltuğunda uyuyakaldı...

Cuma, Haziran 04, 2010

kal

yürek coşturan, bağırarak söylemek istenen, bu aralar sık sık ve son ses;
                                                           KAL

fındık&fıstık



 
 ciciannesi yesin o fındığı yaaaa



  

bu sepetin bir de kapağı var değil mi? hayır, kapaktan değil, delikten. 100'e yakın yapboz parçası bu delikten içeri dikkatle atıldı. fikir kimden çıktı acep ???

  




 



 cumartesi bakırköy'den dönerken kafamda bir ampul!
-annecik sude'yi alalım mı giderken?
-eveeeet :))))
aralarında geçen diyaloglara, oynadıkları oyunlara, ciyak ciyak bağırmalarına, allahım hepsine bayılıyorum. hopladılar zıpladılar, birbirlerine sarılırken yuvarlanıp düştüler pek çok kez, koştular, evcilik, kitap derken birlikte pasta yaptık, pizza söyledik, pastamızı yedik, harika bir gün geçirdik. son fotoğrafta da pers düşmüş şekilde caillou izliyorlar. arkadaşa ne kadar da ihtiyacı var onun da, tıpkı bizim gibi...