Pazartesi, Ağustos 16, 2010

miş, mış, miş, mış, miş, mış

dizi dizi inciymiş
azgınlıkta birinciymiş
birgün tepeüstü çakılacak diye korkulsa da...
dinleyen yoookmuş
bu sıcak havalarda sürekli banyo yapılırmış. zira banyo da yapılmazsa haşlanmış beyinden epey bir salata yapılabilirmiş böyyyk!!!
havluyu annesi gibi bağlamak istermiş
o artık büyümüş!
banyoyu kendi başına yapabilirmiş
ayakkabı giyip giymemeye  kendi karar verebilirmiş, ayaklarını havalandıracakmış
her işi kendi yaparmış, musluğu sen kapatırsan, bir daha açıp kendi kapatırmış
ayrıca çok bilmişmiş, yatakta kocasına dönen kadına "kocanı mı seveceksin" diye laf sokulurmuş!
ama işine gelmeyen şeyler istendiğinde o küçücük bir bebek olurmuş
babası eve her geldiğinde de ona türlü numaralar yapılırmış
özellikle saklanma çeşitleri yapılırken, son günlerin favorisi kendi yazdığı bir şarkıymış;
-benim babam yakışıklı
benim babam çok tatlı
babamın gözleri maviş
ben babamı çok seviyorum
tabi ki kendi ürettiği bestesiyle söylenirmiş
ha bir de beşiktaş-fener kavgasından sıkılan hanım kendine bir de takım üretmişmiş BUCUCU
takımının uyarlama bir şarkısını da yapmışmış;
-pembeyle yeşil ortak olmuş
mavisi çok kalbime konmuş
hadi hisset bu hislerimi
bucucu sen bizim herşeyimizsin!
oley bucucu

tabi annesi bucucu'yu tutuyor diye kesip atmazmış . jelibon gösterip tekrar kartal'a döndürürmüş, fener iğrenç dedirtirmiş
babası da boş durmazmış, türlü rüşvetlerle kuzuyu kandırmaya çalışırmış. bu hikaye böööyle sürüp gidermiş
evlerinde bıçak ve tabak olmadığı için çok sevdiği kaşar peynirini kalıp olarak yemek zorunda kalırmış, vah vah vahmış...
son günlerin favori kıyafeti don-atletmiş, ellerinden gelse kuzu sokağa da öyle çıkacakmış
bir de basındoğa tiyatrosu varmış! evde pişen annelerin akşamüstü ferahlamak için kendilerini attıkları, çocukların kendileri için gelindiğini sandıkları arka bahçede oynadıkları bir dolu oyun varmış. hava kararırken bile eve girmek istemezlermiş. evde kös kös oturan winnie ve tiger bile bu işe çok sevinmiş. oyuncaklar oynandıkça mutlu olurmuş (oyuncak hikayesi 3'ten çok etkilenmişim sanırım)
eee son olarak da bunlar benim içinmiş
GÜNAYDIIIN
ne yaparsa yapsın fizy fatoş'u delirtirmiş, bağlantıya tıklayınca seçtiği parça bir türlü açılmazmış. çıkan boş sayfada "somewhere over the rainbow" yazıp norah jones'tan bu parçayı dinleyenler dileklerine kavuşamasalar da günleri güzel başlarmış
dinlemeyenler ??? hahhahhah

Pazartesi, Ağustos 09, 2010

:))

ama annee, bu şirinlerin şirin babası var da şirin annesi niye yoook!!!

Perşembe, Ağustos 05, 2010

bir arkadaştan...

Sürekli dalgınlık halidir Aşk...
Kafanı yasladığın otobüs camında izler bırakmaktır.
Yanndan geçeni görmeden sokaklar boyu yürümektir Aşk...
Kafanda duran gözlüğü, elinde duran telefonu aramaktır Aşk...
                                                    

Çarşamba, Ağustos 04, 2010

iyi gelir...

doğuştan bezsiz

-annee, mustafa dedem artık bana b..lu bez diyemiycek!
-ee ne diyecek annecik?
-artık dedem bana kilotlu popo diycek :))) ben artık bez takmıyorum ya, kakamı klozete yapıyorum ya, onu diyorum işte
*
bu sıralar her telefon konuşmasında geçen standart cümle;
-istanbul'dayım şu(y)an
hadi yaaa!!!
                                                                                **
sanki bezi yeni bırakmamış, bir hafta öncesine kadar poposundan haberi varmış gibi yatarken bez takmamak için yırtınıyor hanım!
-bez istemiyoruuum, onu sevmiyoruuum, bez beni acıtıyooor
salya sümük.
ben de o uyuyunca takıyorum, da geçen gece uyuyakalmışım!
sabah 6:30;
-anneee beni kuruuut
:):):)

Salı, Ağustos 03, 2010

ve başlangıç

ve nihayet sevgiliyle sinema. ve kurgusu, efektleri, oyuncuları, yer seçimleri müthiş. zaman zaman içinde, rüya rüya içinde, enteresan. bir an rüyadan çıkabilmek istediğimi düşündüm doğrusu, sanki ben tıkılıp kaldım içinde. işte film dediğin böyle olmalı, sanki kahraman senmişsin, silahı sana doğrultmuşlar, tekmeyi sen yiyormuşsun gibi. ya da onun sevgilisi terk ettiğinde senin yüreğin cızlamalı, çaresizlik büyümeli içinde en kocamanından. titanic'te hiç sevmediğim dicaprio - üzerine zaman denilen sihirli değnek değmiş- şarap gibi vallahi. adam yaş aldıkça etkileyici, çekici, manyak birşey olmuş çıkmış. allah sahibine bağışlasın, ne de olsa bende de var bir tane, yaş aldıkça şakakları ağırlaşıp richard gere yolunda giden bir yakışıklı :)

Pazartesi, Ağustos 02, 2010

bin muhteşem güneş

“Bu kentin ne çatısını aydınlatan ayları sayabilirsin,
        Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşini”

kitap uçurtma avcısından daha hüzünlü, daha vurucu ve kesinlikle daha güzel! ama içimi sorsanız, öldüm bittim.  bu nasıl bir hikayedir, afganistan halkı bu zulme nasıl dayanmıştır aklım hayalim almıyor. bir kez daha savaşa lanet ettim, mahvolan hayatların ardından gözyaşı döktüm, kadınların çektiği zulme yüreğim yandı. çaresizlik, yapabileceğin hiçbir şey yok! bir yerlerde böyle yaşamlar da varmış, çok üzücü, yaralayıcı. raşit'in leyla ve kızını odaya kapatması, yedikleri dayaklar, erken yaşta evlendirilen kızlar, açlık, sefalet, hele leyla'nın narkozsuz bir sezaryen kısmı var ki, sanki beni kestiler...bunca şeyden sonra diyebileceğim; bir daha khaled hosseini okursam biri beni vursun!

Cuma, Temmuz 30, 2010

bir kez daha emin olduğum birşey var;
hayatımın en doğru kararısın
sadece gökyüzü, sadece deniz, sadece sen ve ben, sadece sevgi

3 gün 4 olay

varan 1
5 yıl önce  her aşamasını ayrı ayrı planladığım, çizimlerini yapıp mobilyalarını bile yerleştirdiğim, beğendiğim karolar olsun diye vitrayı 1 ay beklediğim, ustalar karoları döşerken bütün gün yanlarında çiçeklerini santim santim yerleştirdiğim, mutfağını tasarladığım, kapılarını, dolaplarını, parkelerini, herşeyini baştan yaptırdığım, lambalar için şişhanede günlerce dolaştığım (hep ben diyorum maalesef tek başıma yaptım hepsini) gözüm gibi baktığım, üstelik 13 yıl önce gelip öğrenciliğimi, eğlenceli günlerimi geçirdiğim güzel evim, evimiz. di... artık değil.



 biz daha büyük bir evde yaşamaya karar verdik ve cuma günü evimizi sattık, yeni evimizi aldık. yeni evimiz kocaman, istediğimiz gibi. ağustos ayı içinde taşınmayı umuyoruz. ayrılırken çok ağlarım, biliyorum
 varan 2
kuzumla cumartesi sabahı diş hekimindeydik ilk kez. hamileliğimde gittiğim doktor, dişimde 1mm'lik çürük var yokken!!! dolgu yaptığından, yeni doktorum ilk dolguyu kaldırıp yeni dolguyu yapmakta biraz zorlandı tabi. içine bir hassasiyet giderici koyabilecek kadar bile yer bulamadı. şimdi bu iki doktor arasındaki 7 farkı saysam... ahhh. ne fırsatçılar var. neyse, konumuza dönelim. doktor dolgumla uğraştı, kuzu gergin bir şekilde uzaktan uzağa izledi. sonra doktora çok da yanaşmadan dişlerini gösterdi. hemen gardını aldı;
-ben dişlerimi güzelce fırçalıyorum!
sevimli doktorumuzdan çocuk diş macunu hediyesini kaptı, keyiflendi.
varan 3
oradan doğru sinemaya. evet ilk kez. gittiğimizde çalışan genç bir önceki gün anaokulu çocuklarının geldiğini ve birkaçının çok korkup ağladığını söyledi. salona girdik, elimizde tabi ki patlamış mısır. genç ışıkları yavaşça söndürdü, korkmasın bizimki diye. kuzudan ses yok, korkudan eser yok! 2 saatlik filmi gözünü kırpmadan izledi, elinde mısırı. güle eğlene izledik, oyuncak hikayesi 3'ü. annesi gibi sinemasever olacak benim kuzum, yuppiii


 


 


 


 
varan 4
baktım artık zamanı geldi de geçiyor. konuştuk kuzuyla, artık bezimizi çıkaralım. cumartesi akşamı koyulduk işe. pazar günü birkaç kaçırmadan sonra çok şükür halloldu gibi. ya bu çiş sesinin  beni bu kadar mutlu edeceği 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi. şimdi her tuvalete gidişimizde çişimizi arkadaşlarıyla buluşturuyoruz, onlar biraraya gelince çok mutlu oluyorlar, eğleniyorlar, şarkılar söylüyorlar. sifona basınca tabi. her işimizde olduğu gibi bunda da oyun. biz çok eğleniyoruz ama...




haydi bakalım, kıyıda köşede  konmayan resimler varmış, affetmem
böyle bir yatış var mı allah aşkına!!!
BURCU, sen bize nasıl magnum getirmezsin oralardan, küstük sana :))) en çok bademli seviyoruz, biline...
PINAR, çok sevdiğim bir şarkıyı hatırladım sayende, teşekkür...

Çarşamba, Temmuz 28, 2010

biz atlamaya cesaret ettik!

1996, siyah paltolu, yakışıklı! düşündüğümde gözümün önüne gelen ilk kare. sonrasında gülmece, mutluluk, gürcülük :) ve en değerlisi dostluk. neler yapmadık ki birlikte. nelerimi paylaşmadım ki, hiç ama hiç kimselerle paylaşamadığım. o bir insanın bulabileceği ennn mükemmel arkadaş. ve o artık evli. ve biz onun bu muhteşem gününde orada olamadık, ama çok isterdik. fotoğraflara baktıkça hem çok mutlu oldum, hem çok kıskandım. çünkü sevmem ben sevdiklerimi paylaşmayı. etrafı kalabalık. o kalabalığın en başında ben olmalıydım, biz olmalıydık. kafasını çevirdiğinde bizi görmeliydi, en ihtiyacı olduğu günde. üzgünüm arkadaşım, en içten, en yürekten. içim çok buruldu, ağladım hatta. telafi edeceğimden emin ol. burada, seneye...
geline de bayıldım. biz olsak gelinlik, duvak, makyaj diye delirirdik. oysa öylesine rahat, geniş, kaygısız, mutlu.kendini sadece o ana vermiş. çok beğendim, çok. gelince ona da sıkı sıkı sarılıcam. haketti ne de olsa, seni çok mutlu etti. seni çok seviyorum peyz, hannah'ı da şimdiden sevdim. dilerim çoook mutlu olursunuz, dilerim hayat bizi ayrı koymayı bırakır, dilerim kuzuma dosttu olabilecek bir kardeş gelir, dilerim yakın zamanda sizi görürüm...