hayat güzeldir...

hayat güzeldir...

Pazartesi, Mart 12, 2012

İYİ Kİ..


dünüm, bugünüm, yarınım. öteki yarım. bugün İYİ Kİ olmuş ve İYİ Kİ tanrım yollarımızı kesiştirmiş. İYİ Kİ o güzelim temmuz akşamı karşıma çıktın. İYİ Kİ o güzelim mavilere tutuldum ben. hala yüreğimdeki kuşları göklere çıkaran adam, aşkım, dostum, sırdaşım, kocam. umarım hep yanımda olursun. birlikte geçirdiğimiz her güne gülümseyerek bakıyorum ve birlikte geçireceğimiz her yeni gün de mutlu edecek beni biliyorum. huysuz bir ihtiyar olduğumda da beni bu kadar çok sever misin? ben... :)




Cuma, Mart 09, 2012

5 yaş çok erken

    evet, şimdi gelelim günlerdir bizi meşgul eden, edilen sohbetlerin tamamında konusu geçen, düşündükçe dellendiğim okula başlama yaşının 1 yıl geriye çekilmesine.
    neresinden bakarsan bakayım bir anlam veremedim bu yaş mevzusuna.
  • yahu daha bir lokmacık bebeler onlar, oyuna ihtiyaçları var. oyunun çocuğun gelişiminde ne kadar etkili olduğunu, yaşamına oyunla neler kattığını düşünemiyorlar mı?
  • erkenden okuma yazma öğrenmenin, matematiğe adım atmanın ne gereği var.zaten ömürlerinin büyük kısmınında bol bol ders yapacaklar (bu arada şu anki müfredatta 1. sınıfların matematik problemlerini gören olmadıysa söyleyeyim, bir havuz problemi eksik).
  • konsantre olmaları da bir dert, normal yaşında okula giden 1. 2. sınıf öğrencileri bile çok zor adapte olurken, 1 yaş daha küçük çocuk nasıl konsantre olup ders dinler, ödev yapar.
  • daha altını temizleyemiyor büyük çoğunluk, gel gör ki tuvalete kendi gidecek, alaturkaysa tuvalette nasıl duracak, alafrangaysa çoğu hijyenden nasibini almamış klozetlere nasıl oturacak.
  • 2006 ve 2007 doğumlular aynı yıl okula başladığında sınıf mevcudu 50'den 100'e çıkacak. bununla hangi öğretmen, nasıl başa çıkacak.
  • müfredat hazır değil, mevcut arttı derslikler hazır değil, okul hazır değil.
  • bir yaş büyük çocukların yanında küçükler mutlaka ezilecek, hem fiziksel gelişimleri daha geride olduğundan hem  dersler hem de kendini ifade etme konusunda.
  • okul öncesi eğitimin ne kadar önemli olduğu söylenirken, şimdi herşey değişti mi, artık önemli değil mi?
  • öğretmen kardeşimin söylediği gibi, bu yıl dördü mezun edip beşi okutacak olan öğretmen, beşinci sınıf kalkınca ne yapacak?
   hayat dediğin şey bunca saçmalığı kaldıramayacak kadar kısacık. sorumluluk almak, ders çalışmak, disiplinli bir ortama girmek zaten yeterince sıkıcı, bir de erken gönderecekmişiz.biz şahsen kanun çıksa da bu yıl okula göndermeyi hiç düşünmüyoruz. okulu çok seveceğini düşündüğüm kuzumun bu yıl okula giderse nefret edeceğinden eminim çünkü. sinek gibi duvara yapıştırılmadan önce tacize davet ediyorum herkesi. meb şikayet hattını arayıp biraz rahatsızlık verelim. haydi bakalım..

Salı, Mart 06, 2012

söz verdin bak!

   uzun uzadıya yazmalıyım, ileride okuyup verdiği sözü tutsun diye :)
   cumartesilerin vazgeçilmezi;  hava iyiyse florya, kötüyse bakırköy'dür kuzuyla.capacity'de dolandık bir süre, anne kız olarak değil, gezmeye çıkmış iki iyi arkadaş gibi. bakındık biraz, o güzelmiş, bunu beğenmedim. kabinde bir bluz denedim, "çok güzel olduuun" dedi gözler parlayarak, o kadar arkadaş yani. çocuk kıyafetlerine bakarken  zılgıtı yedim; "bana kıyafet bakıyorsak, benim beğendiklerime bakmalıyız, sen hep kendi beğendiklerine bakıyorsun!"
   sohbet ederek yemek yedik, arkadaşlarını anlattı bana. sonra 16'lık genç kız gibi hanzade'nin 100. gün partisinde giydiği pembe, kurdeleli elbiseyi iyice tarif etti, ne kadar beğendiğini, onun da öyle bir elbisesi olsa çok sevineceğini falan. uzun uzadıya dedim ya, uzatıyorum :)
   neyse biz her zamanki pastalarımızı yemek üzere çok sevdiğimiz yere girdik, o çilekli, ben frambuazlı (pi duysa çok kızar ahududu demeliydim) pastalarımızı söyledik. ikimizin de diğerinin pastasında gözü kaldığından iki pastayı da bölüp birbirimize verdik, rahatladık. hem yiyoruz, hem sohbet koyu. putları sordu önce, ona kimler dua ediyordu? sonra bizim allah'a dua etmemize geldi konu. sen ne diye dua ediyorsun diye sordu bana gülümseyerek. hep mutlu olmamızı, sağlıklı olmamızı vs. vs. vs. anlattım. eylül hemen büyüsün, kocaman olsun diye de dua ediyor musun dedi zilli. yine kendimce hemen büyümesini istemediğimi, kocaman olunca okula gideceğini, daha da ilerisinde evlenip benden ayrılacağını ve bunun hemen olmasını istemediğimi içim burularak ama ona çok da belli etmediğimi düşünerek anlattım. cevapsa beni yedi bitirdi;
-anne, saçmalama! ben o zaman da senin yanağının kokusunu çok özlerim, bu değişmez!
   karşılıklı oturmuştuk ve elele tutuşup sevgililer gibi bakıştık. söz verdi sanki bana şimdiden.tutamayacağı bir söz...

Cuma, Mart 02, 2012

denemeler

ilk şaheserinde sürrealist çalışan sanatçımız, anneyi ve babayı kendi gövdesine yerleştirerek, "siz benim içimdesiniz" duygusunu başarıyla ifade etmiş.
(üçümüzü de yapmak isterken sığdıramayacağını anlayınca kolay yoldan içine soktu bizi zilli)

ikinci çalışmasındaysa sanatçı eserinde annesini kullanmış. rengarenk elbisesi, süslü tokası, kolyesi, kollarındaki gösterişli bilezikleri,  halhalları, topuklu ayakkabıları ve dudağında rujuyla, hayatındaki pasaklı anneden bıktığını, şöyle süslü püslü, pantolonu bırakmış, şıkır şıkır dolaşan anne özlemini dile getirmiş. 
(bu konuda yapabileceğim birşey yok maalesef, kabul etmeli!)

ha sabahları çapak sorununuz varsa;
-dişlerimi fırçaladım anne, yüzümü de yıkadım :)
-iyi de yatmak üzeresin, neden yıkadın?
-sabah gözümde şebek(çapak) çıkmasın diye :))

bol gezmeli, bol alışverişli bir hafta sonu diliyorum herkese, en çok kendime :)



Perşembe, Mart 01, 2012

proje uğurböceği

aynen anlattığını yazıyorum;
uğurböcekleri yumurtalarını bıraktığında solucan gibi birşey olurlar. sonra pozaya girerler. 8 gün sonra sarı uğurböceği olur. sorna da kırmızı uğurböceği. yaprak bitlerini yerler. öndeki 2 pençesiyle yer. günde 50 tane en fazla yaprak biti yer. uğurböceğinin 6 tane bacağı var. saydam kanatları var. saydam kanatlarını kırmızı kanatlarıyla koruyor. saydam kanatları bozulursa uçamaz. 2 anteni olur. siyah benekleri olur.

bu dönem projeleri uğurböceği. başka faideli bilgilerle yeniden görüşmek üzere blog alemi :)

not: küçükken de (şimdi çok büyüdü ya) çok severdi bu minik hayvanı, görünce çığlıklarla sevinirdi, uvva diye hitap ederdi kendisi (ağzını yediğim, kokun burnuma geldi eşek kafaaa)

Çarşamba, Şubat 29, 2012

merak


anne, hesabı ödemeyelim. ödemesek ne olur? hiç de birşey olmaz! ödeme!
düzen karşıtı mısın kızım, akıllı ol hıııı!!!

Salı, Şubat 28, 2012

parti canavarı


100. gün partisine 100 parçadan oluşan birşeyler yapın dendi. yaptık, oldu :)
bu yıldız 100 puldan oluşuyor. fikir tabi ki kuzunun, ilham kaynağıysa üzerinde. epey uğraştık, hızımızı alamadık, bir de 100 boncuktan oluşan kolye yaptık. bugün de mor partisi var. çilek kızlı mor tişört seçildi, kısa kollu olduğu için altına pembe tişört ayarlandı, mor simli tokalar alındı.
hey okul, şimdilik idare ediyoruz ama, istediklerine dikkat et sen yine de! korkuyorum :)

Cuma, Şubat 24, 2012

titiz(miş)

günlüğe gönderiyorum, duyurulur! fiyat konusunda anlaşırız :)

Perşembe, Şubat 23, 2012

maalesef farkında




-eylül bak, yapma diyorum, çok kötü olacak!
-ne olabilir ki, hiçbir şey olmaz!
-eylüüüül!!!
-senden korkmuyorum anne!

fena olan şey, ben annemle olan ilişkimde çok geç farkettim birşey olmayacağını, hem de çooook geç.

Pazartesi, Şubat 20, 2012

pazar programı











geçen hafta sonu! planlar cumartesi akşamı kuzu tarafından itinayla yapıldı.
-bak anne, kahvaltıya florya'ya gidelim, oradan babamı alıp karaköy'e tatlı yemeye, oradan tünele taksime, oradan da ortaköy'e.
plan nefis.bir kısmını nasılsa eleriz, tabi olur diyorum. kahvaltı ve florya'yı halledip babayı alıp karaköy'ün nefis havasını aldık. biz babayla taksimi eledik, onu da ikna ettik. zaten deniz kenarındayız ortaköy'e gitmeyelim diye ikna çalışmalarımızsa fos çıktı.
-çok özledim ortaköy'ü beeen, uzun zamandır gitmiyoruuuz, siz beni götürmüyorsunuuuz!!!
bağırtı, çağırtı ve hatta ağlamaları da eklenince eşek gibi gittik tabi. ama iyi ki de gitmişiz, muhteşem bir hava, görülesi bir manzara, deniz, güneş, ohhh mis. sağol be kuzum...
ellenmedik takı bırakmadı ortaköy'de, alalım da alalım. bu kızın süsü püsü öldürecek beni. kafada 8-10 çeşit toka uzaylı zekiye, kollar dirseğe kadar bilezik, ne kadar kolye varsa boynunda, ayağında en sevdiği kırmızı pabuçlar. hani benden ışık alsa makyaj da yapacak ya, o kadar da değiiil :))  

bu kadar fotoğrafı neden koydum? hiçbirine kıyamadım, eleyemedim, koyuverdim gitti...

Perşembe, Şubat 16, 2012

sıra bende...




    ayh, ben niye anaokulu öğretmeni olmadım. bu güzelliklerden neden mahrum kaldım. öyle güzel, öyle mutlu bir gündü ki! bıcır bıcır, her dakika sorular, konuşmalar. "ben bişey söylemek istiyorum" "ben fil yapmak istiyorum" "benim zürafam mor olsun" hepsinin ağzını yemek, mıncıklamak istedim. kuzuysa tam hindi, kabardıkça kabardı. zaten beni gördüğünde boynuma bir atlaması var.
    evet evet, kurabiye süsledik birlikte. rengarenk, cıvıl cıvıl. kalpler, hayvanlar, yıldızlar uçuştu üzerlerinde. sonra güzelce poşetledik, renkli kurdelelerle bağladık.
    öyle neşeli, öyle çocuk gibi çıktım ki oradan. beni yine çağırın, hep gelirim dedim. çağırırlar mı acaba? lütfeeen...

bu da yaka kartım. hepsine yaptım, bayıldılar :)

Perşembe, Şubat 09, 2012

dilerim...



dün akşam yine sarmaş dolaş dans ettik seninle. yanağın yanağımda, kolların boynuma sıkı sıkı sarılı, kokun burnumda, kalbinin sesi kulağımda. anı ölümsüzleştirdin, her zamanki gibi..

-anne, sen hiç kucişinden indirme beni, hep sarıl,
SONSUZA KADAR ...

Perşembe, Ocak 05, 2012

aşık mı oldu ne?








ilk kez farklı bir resim yaparken buldum kuzuyu. diken diken saçları olan gülen bir surat.
-eylül bu kim?
-can :)))
(sınıfın en yakışıklısıymış!)

hergün süslenmeler, kolyeler, bilezikler, en güzel elbisemi giymeliyimler. neler oluyor yaaa...

Pazartesi, Ocak 02, 2012

freddy'nin kabusu



herşey 20 aralık salı gecesi başlamıştı.uykusunda sürekli mızıldanıp bir türlü uyuyamayan çocuğa anne ve baba ne yapacağını şaşırmıştı. bir yerin mi ağrıyor, bir sorun mu var sorularına koyun gibi bakan çocuk (ki sonradan neden midenin bulandığını söylemedin dediklerinde ne olduğunu bilmiyordum demiştir), uyuyamayan anne ve babayı çaresiz bırakmış, ortam gerilmişti. kendi yataklarına aldılarsa da kar etmedi. gece yarısını 2,5 saat geçmişti. işte o an.. musluktan akarcasına annesinin göğsüne doğru kusan çocuk yaygarayı kopardı. bu iğrenç kokulara bile ohh rahatlamıştır artık, uyuruz diye düşünüp mis gözüyle bakan anne ve baba, ayvayı nasıl yediklerini çok geçmeden anladılar. çocuk hem kusuyor, hem ishalden poposunu tutamıyordu.
ayhhh, bu korku filmini tek günde kesmem lazım, zira anlatırken bile afakanlar bastı. kısaca (ne kadar kısa olabilirse), aynı gün baba hasta oldu, evin direği anne bunlara 3 gün dayanabildi, 3. gün çocuğun hastalığı ona da bulaştı, ertesi gün babanın hastalığı da geri kalmadı anneyi tepeledi. sonra çocuk anneden grip kaptı, dede çocuktan ishal ve bulantıyı, dinozora da denden koyalım, nermin ve nurhayat, anneanne derken, domino taşı gibi devrilip durdular. anne, yavrusu yiyip içemezken ona bakıp bakıp ağladı, kendini iyice harap etti (bunu özellikle yazıyorum!) 10 günün sonunda dışarıda bir hayat varmış diyerek kaldıkları yerden devam, şükürler olsun.
of pof, evde hayat, bilmiyorum, yani çok mu büyük laf etmiş olurum ama ben evimin kadını çocuklarımın anası olabilemiyoruuum.

holmes..



ah be robert! genç kız olup duvarlarımı resimlerinle doldurasım, seninle entrikalı hayaller kurasım geldi be. o sersem halin yok mu, bayılıyoruuum...
Blog Widget by LinkWithin

mutluluk hiçbir yerdedir, bizde değilse

mutluluk hiçbir yerdedir, bizde değilse
insanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş
hep şikayetçi, hep bıkkınmış
birgün melekler, mutluluğu saklamaya karar vermişler.
saklayalım, zor bulsunlar...
zor buldukları için belki kıymetini bilirler diyerek başlamışlar tartışmaya...
sorun büyükmüş,
mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü...
kimi;
"everest'in tepesine saklayalım" demiş,
kimi;
"atlas okyanusunun dibine"
tac mahalin kubbesi, mekke sokakları, italyan sofrası...
bir hastanenin yenidoğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi...
ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş.
derken meleklerden biri;
" İÇLERİNE SAKLAYALIM" demiş...
"kimsenin aklına gelmez ki içine bakmak!!!!"

işte o gün bugündür mutluluk insanın içinde saklıymış...

açııızz

... herkesin bir hayalgücü var; kimininki su bardağı kadar, kimisi dev bir balon kadar. sadece film çekmeye, roman yazmaya yaramaz bu. insanın eğitim hayatı, evliliği, insanlarla ilişkileri de hayal gücü kadardır. yanlış mıyım?
çetin inanç