Pazartesi, Kasım 10, 2014

yaparım bilirsin!

ne mi yaptım? evi toparladım, temizledim, çamaşır yıkadım, ütü yaptım, canım çıktı canım! ben ve gezmek! sorumluluklarım var benim, anneyim..


acıdın mı bana? üzüldün mü? üzüldüysen üzüldüm :)) beni tanımamışsın yeaaa! ultra süper güçlü hatun bunları cuma akşamı yaparak cumartesiyi kurtardı, yupyup.
o hava kaçar mıydı, kaçsa bu kızın beyni havaya uçar mıydı, evde kalan kuzi zaptedilebilir miydi, kabartma tozu pastayı ne kadar kabartırdı, öhmm. sabahın köründe, arkadaşları da peşimize takarak kopardık ipimizi. kahvaltı, deniz kenarı, güneş, sükunet, gülen yüzler, huzur..
bilmem anlatabildim mi? 


pazar mı? 

işte böyle de bir hatunum yawww :)))

Cuma, Kasım 07, 2014

niyetimi bozma..

     evi bilmem ne götürüyor. çamaşır, ütü sepet sepet. alışveriş, yemek, blablabla. amaaan be dostum, bu havalar bir daha gelir mi? yarın ipimi koparasım var çok fena. aaa sorumluluk sahibi bir anne olarak kuzumu otlatmam lazım, kimseler kusura bakmasın! (kimseler :)) )

     şimdi ben bu kadar niyetlenip herkeslere dedim ya gezicem diye. ağzım kopsun, kesin tıkılıp kalırım eve! kimseden çekmedim çenemden çektiğimi, oyy canım çenem :))


     aslında "yayınla" ya basmak üzereydim de bi dur dedim. harbi yaa, niyetlendiğim birşeyi dillendirirsem olmuyor, bu genelde böyle. göz var bende göz.  ha, bunda iki güne 222 çeşit şey sığdırmaya çalışmamın etkisi de olabilir birazcık ama. bu hafta yık bu genellemeyi kızım, hadi rocky, acı yok acı yok!!!

Salı, Kasım 04, 2014

küüüüt

     ahhh be blog. uyanmanın da bir adabı var değil mi? öyle karın ağrısı, baş ağrısı, boğaz acısı toplu ziyaret de ne, teker teker gelin uleyyn. kontağı çalıştırdım ama inan sağ gözümün yarısı görmüyor, sanırsın paşabahçe kristali getirmişler göz hediyesi. neyse dedim, trafiği az görürüm, iyidir. kör topal, yok topal değil yarı kör şekilde geldim malum mapusun önüne. nereden bilecektim otopark girişinde duran servisin beni görünce heyecanlanıp gaza basacağını. bugün de öyle perişan, rengi benzi atmış bir hatunum ki sormaaa.tabi doğal çekiciliğimi unutmamak lazım. küüüüt diye sarsıldım arabada, n'oluyo lan. şerefsiz uyuyarak getirmiş servisi belli, çarpınca arabadan bile çıkmadı baktım. sonra bağıran bir ses duydum adamın yanından. napıyon kardeşim, görmüyor musun, sabah sabah asdjfsdk! kim ya bu derken, aaa ben mişim miymişim, ya benmişim. niye çıkmamış anladın mı blog. anlamadın! cırcır bağıran, uzun tırnaklı, etrafta iş arkadaşları olan karı milleti. araba kullanmayı da bilmez zaten, hatun ne de olsa, ondan oldu kaza diye üste çıkmaya çalışan dingoya sağ kroşe, bir aparkat, kasıklarına bir tekme! yemiş kadar olmuştur çemkirmemle. baktım etraf milletle doluyor, hanımefendi kişiliğim öhm didi, olaya el koydu. omzumun üzerinden, "herkesin önünde olmaz, ben yukarı çıkıyorum, siz de gelirsiniz" dedim şoföre, gözü parladı şerefsizin :P
     bi git yaa blog, ona mı kaldım yaa. neyse bırak şamatayı, gelince adama didim, kaskoyu trafiği uyandırmayalım, sen de zararlı çıkarsın, gel paşa paşa yaptır arabayı, olayı unutalım. şerefsiz demez mi, evet haklısın abla (pas alamayınca abla da olduk) götürelim arabayı, yaptıralım yarı yarıya öderiz. pışşşııık, başka kapıya! kükreyeceğimi anlayıca geri vites yaptı, patronuna sorup dönecek yarın bana.
     sabahki taarruzlara dayanamamış ki narin vücudum, bir halsizlik, bir fluluk, kafa bir dünya, sanki masada oturan bir ben var, bir de kendime tepeden bakan başka bir ben benden içeri. kadınların altın günü mekanı revire yollandım, tansiyonum düşmüş ben blog. nerde düşürdüm ben bunu yaa. birşey olmuş mudur? evet olmuş, bakınız küüüt başlıklı post.öyle dengeli bir insanım ki ben, tersini iddia eden pislikler utansın, minnacık düşen tansiyon bile beni bu hale getirdi. utanın lan utanın, ya da utanmayın, sevdim ben bu kafayı :))

Pazartesi, Ekim 27, 2014

muh-te-şem


muhteşemdi! cuma gecesi yapılan tüm uyarılara rağmen evren bize torpil yaptı :)
sabah uyandığımızda nefis güneşi görünce ikimiz de delirdik, erkenden çıktık yola. hava ılık, ışıl ışıl güneş, yeni açılan dükkanlar, tek tük insanlar..
 istiklal'e birkaç yıl evvel götürmüştüm kuzi'yi, unutmuş haliyle. yorulur ya da sıkılır kaygılarım vardı, hatta itiraf ediyorum burnumdan gelebileceğini de düşündüm ama fikrimden caymadım. 
önce tünel tarafına gittik piyano için. biraz pazarlık,şu, bu derken hadi dedim kuziye, gel biraz gezelim önce, düşünürüz biraz hem de. tamam dedi, inanamadım. 



kitabında beyoğlu hakkında ne okuduysa görmek istermiş. tramvay, markiz pastanesi, kilise, mevlevihane, çiçek pasajı, beyoğlu çikolatası..
bayıldım haliyle. her arzusunu yerine getirmek istedim. cumartesi annelerinin oturma eylemi olduğundan tramvay işlemiyordu, binemedik. olsun dedi, başka zaman bineriz :D yukarı doğru yürüdük, izleyerek her yeri. 
Sn. Antuan kilisesi'ne girdik. hiç konuşmadan gezdik, soracaklarını da fısıldadı bana kuzim, kimseyi rahatsız etmemeli..

pek tabi inci'ye gittik ve bayıldı. zevkini çıkara çıkara öyle yedi ki. bu resmi de babasına nispet çektirdi, görsün de kıskansın :P
 çiçek pasajı'nda kimse buraya oturun diye baskı yapmadı, neden acaba :)) balık pazarı, hazzopulo, avrupa pasajı, olmazsa olmaz fıccın :)) 



anası gibi takıya, ıvır zıvıra meraklı, ne zevkli çocuk yaaa..
ne yürümekten sıkıldı ne de gezmekten. bir sohbet, bir muhabbet zevkten dört köşe oldum. cidden içim içime sığmadı. bensiz istiklal'e  geleceği zamanları düşünmekten şimdilik kaçınsam da taksim'i sevmesini çok sevdim :) zevklerinin olması, gözlemler yapması, enteresan yorumları.. bir tarzın var kuzim farkındayım. 
bunca şeyin üstüne gidip piyanoyu da aldık. nasıl ödeyeceğiz bilmesem de almamız gerekiyordu artık, sonuçta maaile bu işe gönül verdik..
üzerine gerrymle buluşup onlara gittik. kuzideki zevke bak, böcükle de oyna, kaymaklı kadayıf yeminle. akşama da sude'siyle buluştu, e daha ne olsun, güne bak harbi
 muh-te-şem.



Cuma, Ekim 17, 2014

 öğlen dinletisinde çalan parmaklarını yer, fındık burnundan öperim..

Çarşamba, Ekim 01, 2014

iyi ki..

   hem yeni almış gibiyim seni kucağıma, hem kendimi bildim bileli varmışsın gibi hayatımda. bilmediğim çok şey var bu hayatta ama bildiğim birşey var ki; iyi ki varsın, iyi ki doğmuşsun. içime öyle işledin, öyle yer tuttun ki yaşamımda. şimdi kokun burnumda, akşamı bekliyorum. 
   hep iyi insanlar çıksın karşına ve hep istediğin gibi dünyayı dolaş. 
   insan ol, mutlu ol, aşık ol..

   ve unutma, bu dünyada seni benden daha fazla seven kimse yok..

Çarşamba, Eylül 10, 2014

isterdim, nolmuş!

    ben hep ne isterdim bilir misin blog? yo, bilmezsin bunu, zira sana hiç söylemedim, hatta ne zamandır düşünmedim bile. eski zamanlarda doğmuş olmalıydım ben. kütür kütür karı olurdum yeminle. okumuşluğum falan olmamalıydı, bilmişliğim de azalırdı (belkiii). 3-5 çocuk doğururdum, he manyağım ben anlamadın mı hala. dur hele, bozma. n'olcak blog, toprak büyütürdü onları. herifim değişmesin mümkünse,  hangi devirde olsa ölürüm bu adama. basma elbisemle de beğenir miydi acaba beni?(cevap beklenir) gerçi bu da bir fantazi konusu olabilir :))
    bağ- bahçe yapmalı, toprakla kaynaşmalıydım. bir lokmacık balkonda bile neler büyüttüm bee. tazecik yemekler yapıp, hadi çocuklar yemeğeee diyerekten bahçemde çoluk çocuk yemeğe oturmalıydım. elde çamaşır yıkamakla, bulaşıkla yorulmalıydı bu vücut, trafikte değil . sinir yok, stres yok. konu komşuyla laklak, şimdi de çok severim ha, akşam kahvelerimiz meşhur.neyse dur yaa. çoluk çocuğu uyutup bahçede cırcırböceklerinin eşliğinde kahve keyfi yapıyorum herifimle şimdi,  ohhh. tüm yorgunluğunla gir herifin koynuna yat şimdi. tadından yenmez yeminle..
dünya döndükçe umut fakirin ekmeği, ye fatoş ye..

Çarşamba, Eylül 03, 2014

afyonu patlamayanlar

     evet sabah sabah zor kalktım yine. sürünerek giyindim, yine tarak görmedi saçlarım, sürüklenerek de çıktım kapıdan. temiz sabah havasını alınca "titre ve kendine gel" didim, çalıştırdım arabayı, açtım radyoyu, güzel bir güneş, keyfim yerine geldi.simitçiye girene kadar..
      ara sıra gittiğim bir yer. çok uğrak, yol üstü, simiti de; şaşırtıcı belki ama aynı markanın başka şubelerinden daha güzel. ben öyle düşünüyorum yani.sahibi olduğunu düşündüğüm bir kadın ve çalışan iki kadın daha var. çok prensipliler!  "günaydın", "hoşgeldiniz", "ne isterdiniz", "iyi günler"  kelimelerini kullandıklarını hiç duymadım. gülümsemek hiiç yok, zira tebessüm kırışık yapar.
     bugün çok şanslıydım çünkü mağaza sahibi olduğunu düşündüğüm kadın ilgilen(me)di benimle. geldiğimi gördüğü ve simit tepsisinin önünde olduğu halde fırına yöneldi, oyalandı. tekrar simit tepsisinin önüne geldi ve ne istediğimi sormadı. kaldırıp başını yüzüme de bakmadı. ama tepsinin başına geçti ya; otomatik olarak siparişimi söyledim, o yine hiiiç bakmadan kese kağıdına koydu, kasaya yöneldi. başka birşey ister misiniz dedirtip onu yormamak için hemen peynir ve zeytin ezmesi istedim, onları da keseye attı. taşımam güç olacaktı ve ben haddimi aşarak poşet rica ettim. anaaam, "poşet yok!!" dedi daha büyük bir kese kağıdı daha çıkarıp ona koydu, huhh. 10 lira verdim ve öyle bir "1 liranız var mı" dedi ki;
Adventure Time Adventure Time Gif animated GIF


 eyvah! şimdi boku yedik. pusmadım! kıllığına yok deyip kasada bozuklarla uğraşmasından manyakça zevk aldım. gülme yaww, bu da benim intikamım. suratına patlatacak değilim ya :))

Salı, Eylül 02, 2014

hmmm eylül..

 koca yaz hemencik biter, nasıl geçtiğini hiç anlamadan demiştim. geçti sahi..
şimdi kuzumun ayı geldi, güzelim eylül. kızıl, ılık, yumuşak, dingin, ferah, asil, huzurlu eylül.
kuziyle bol bol gezmeli yine bu sonbahar. çok sevdiği ortaköy'e gidip kuşları sevindirmeli, florya'da pozalak toplayıp eve depolamalı, hatta vapur keyfi yapmalı. 
son birkaç kez ayakları denizle buluşturup kumlara yatmalı, deniz kabukları çantaya..
günbatımında ruhuna enfes bir ziyafet çektirip,
sevgiliyle iki kişilik gezintiler yapılmalı.
kanepeye yayılıp eski güzel filmleri izlemeli en çok da, koyun koyuna, üzerinde pike, yanında çikolata..
ve dinlemeli



tek gününü bile zayi etmeden yaşamalı eylülü..