Cuma, Şubat 05, 2010

pamuğum

kraliçenin parmağına iğne batmış, bir damla kan akmış
dudakları kan gibi kırmızı, teni kar gibi beyaz
gözleri zeytin gibi boncuk bir kızım olsun demiş
süpürge kirpikli, boncuk gözlü
çok akıllı, çok dilli ve de zilli bir kızı olmuş
bebeğini uyandırıp stetoskopuyla muayene eder, doktor olucam, tıf fakültesine gidicem deyip dururmuş...

anneye....

POM The Short by Masa (temp BGM ver.) from Masa Minoura on Vimeo.

hoşgeldiniz efendim...

nihayet karla tanıştı
ağzı burnu kızardı
elledi, hissetti, hoşuna gitti
kardan adam için kaşkol ve beresini feda etti
sonra başladı koşma
ve kar savaşı...

dipnot: nerede o eski karlar. bir küçük yuvarlak yapardık, karda döndüre döndüre kocaman bir yuvarlak olurdu kardan adamın kafası. nasıl bir karsa küçücük bir top bile yapamadım, elimde gıcır gıcır ederek parçalanıverdi, birleşmedi. eciş bücüş bir adamımız oluverdi. olsun, gözleri zeytin, burnu havuç ya...

Salı, Şubat 02, 2010

:) :) :)

ay napim anlatmam anlatmam lazım. tuvalette gördü kuzu beni. bir süredir kabizlık çektiği için herkesi öyle sanıyor.
-anne bak, böyle yap, ıııhhh
- :)
-seni atylıkayıncaya götürüceeem, trene götürüceeeeem
-?!? oooo :p:)))))) ve gülme krizi

-anne gülme bak, ben sinirleniyolum

gigi'nin doğumgünü








korkarım bu yazıyı enne'ce yazmalıyım. zira kendini deşifre etmeyi sevmeyen bir kişilik. enne'nin doğumgünü anlayışı şöyledir; gelebilen herkese haber verilir, akrabalar zaten bir doludur, eve sığıp sığılamayacağının bir önemi yoktur, önemli olan görüşmek, buluşmak, konuşmak, birlikte olmaktır. ve bu bizim gitmeyi ennn sevdiğimiz, her sene iple çekilen bir organizasyondur. yine kalabalık, yine çok sesli ve yine çok güzeldi. artık cigi devreye girdiğine göre bu organizasyon senede 2 olacak galiba. bu da bize yarar. senede bir de olsa gördüklerimizi senede 2 görürüz :p
kuzu doğumgününe çok büyük bir hevesle gitti. ama sanırım biraz hayal kırıklığıyla döndü. yaşı yaşına uygun birini bulamadı, 5 yaş grubu da pek aralarına alamdı normal olarak. onlar kocaman kızlar, küçük bir bebek değiller... yine de mutluyum dedi bana hep.orada tanıştığımız nalan teyzeyle kitap okudu. güzel bir gündü, güzel. akşam kuzuyu evde bırakıp bermuda şeytan üçgeni olarak atladık arabaya. bol yemeli, bol sohbetli bir akşam, herzamankinden. biz burayı, mekanı, havasını seviyoruz. kocam çikolatalı tartı yerken kendinden geçiyor. e biz de hep gidiyoruz işte....

Pazartesi, Şubat 01, 2010

pazar keyfi...

pazar sabahı hayallerim gerçek oldu. kuzu ilk kez hiç ses çıkarmadan yatağından usulca kalkıp çıplak ayaklarıyla pat pat sesler çıkararak koynumuza geldi, şişik bir surat ve gülümseyen gözlerle. çok mutluyum

deliler










tehlikeli ikili birleşti. tadeşim geldi. kuzu teyzesiyle başbaşa geçirdiği cumartesi günü ne isterse yaptırmış. bir de öğretmen olacak. 10 kez jetonlu oyuncaklara binmiş, almadığım yapbozu aldırmış çakal. alırken de annemin parası yok, almadı demiş. çok güldüm. görünce bir daha güldüm. 2 adet 16 parçalık yapboz. tadeşim bu çok büyük, nasıl yapacak! dedim ama lafımı yedim. farketmemişim, büyümüş. tıkır tıkır yaptı, hem de ilk seferlerinde. sonra oturduk, bendenizin bir süredir aklında olan ama zaman bulamadığım, hayvanlarımızı yerleştireceğimiz ormanı yapmaya koyulduk. ıvır zıvır, o, bu derken ağacı, mağarası, köprüsü, taşı olan bir orman çıktı ortaya. sonra ne oldu? orman, orman olduğuna bin pişman oldu. hepsi tek tek söküldü.

babayla ne oynandı peki? bul karayı al parayı. taş, fincanlardan birinin altına konur ve 3 fincan itinayla yer değiştirilir. baktım emre kendini kaybetmiş. kuzu takip edip buldukça bizimki daha hızlı karıştırıyor. yahu daha çocuk, yapma dediysemde zevkle oynadılar. bir de babayla yatarken tulum peynir kaşar var tabi. bir kez ben vermeye kalktım da kızılca kıyamet koptu. canıma minnet, ohh dedim yattım. yeme yeri mutlaka halı, başka yer olamaz. ellerinde ekmek poşeti, tulum ve kaşar peynir. sonra da susadım, bardakla. anacım sen başka hiçbir şeyle bu mereti içmedin ki, biberon mu bildin allah aşkına. bardak da ya kedili, ya tavşanlı. kaprissss

öyle prensipli mi desem, alışkanlıklarına bağlı mı desem, ne desem. yatma zamanı gelince odadan yastık almaya gidiyoruz, ışığı mutlaka o açacak, yastığı o alacak, küçük yorganı ben. büyük yorgan olmaz! yatınca süt istenecek, önden bir kaşık bal mutlaka. biraz yatıp tulum peynir kaşar istenecek, babayla halıya oturup yenecek. hiç mi şaşmaz bu düzen. hiç şaşmaz, istisnasız...